Pazar, Haziran 7

Yüzleşme...

...

Hezeyanlarımı okudum.

Blogdaki yazılarımı şöyle bir gözden geçirdim.

Evet, kendi günlüğümü tutmak, notlar almak, kendim yazıp kendim okumak için açmıştım sayfayı.

Her zaman da bunun salaşlığıyla, rahatlığıyla yazdım.

Ancak, çok değerli bazı insanların blogu takip ettiklerini anlıyorum.

Bunu da çok önemsiyorum ("appreciate"i tam karşılayan kelimemiz nedir?).

Hiçbir zaman bir yazar olduğum iddiasında olmadım, güzel yazı okutmayı, bilgi vermeyi falan taahhüt etmek bir yana, haddime bile görmedim.

Bakın direkt "hezeyan" diyorum yazılarım için.

Hepsi doğaçlamadır, çalakalemdir, karalamadır (kara çalma anlamında almayınız).

Lakin, bazen fevkalade itici olduğumu gördüm ve bu yazıları okuyan insan yerine koydum kendimi bir süre (gözlerimi kapadım).

Bu insan benim sitemi izlediği bloglara ekliyor, arada bakıyor, zaman harcıyor filan.

Bakıyor ki bazı yazılarda, anın heyecanı ile, direkt kişiye hakaret, hatta küfür edilmiş.

Ben "sik kafalı" lafını yazmaktan, söylemekten gocunan, çekinen bir adam değilim, eğer ben "sik kafalılık" ediyorsam da, cesur birinin bunu böyle ifade etmesinde sakınca görmem.

İncilerim dökülmez.

Ama itici buldum, küçük buldum, yakışıksız buldum (ifademi değil yaklaşımımı).

Kişileri yorumlama, çok kızdıysan ironi yap, "kelime"leri kullan, düz hakaret neyine gerek, olaylara, fikirlere yönelik kendi önerilerini sun, adam gibi eleştir, edebinle...

Hem senin "doğru"yu, "yanlış"ı göstermek gibi bir misyonun veya hakkın var mı?

Ki bu "doğru" da, ancak senin doğrundur.

Bundan böyle, kimsenin kişilik haklarını, böyle direkt şahsa küfür, hakaret gibi küçüklüklerle, çiğnemeyeceğim.

Kendime demokrat olmayacağım.

Bir Bekir Coşkun'a, Yılmaz Özdil'e, Mine G. Kırıkkanat'a, Ece Temelkuran'a kızıyorsam, "faşist", "dışlayıcı", "aşağılayıcı", "hakaretamiz" yazılarından dolayı onlara kızma hakkını kendimde görüyorsam, bu hakkımı kimsenin namının mahremine gıyabında tecavüz ederek kullanmayacağım, onların durumuna düşmeyeceğim.

Böyle bir zorunluluğum olduğundan değil, insanlarla uğraşmanın "fikir sancısı"ndaki insanı aşağılara çektiğini ve bu durumdaki "yazar"ın vaziyetinin izzet değil bilakis zillet olduğunu düşündüğümden.

Bloga göz atan insanlara da geçmiş yazılarda verdiğim rahatsızlıktan dolayı apologize falan yani, borç bilirim başkan, o derece.

(bkz. ilkeli hanzo)
....

3 yorum:

gönül d. dedi ki...

Yaklaşık bir aydır takibediyorum yazılarınızı. 'Yüzümüz kızarmadan yazılarınızı okuyamayacak mıyız?' diye sizi uyarmayı düşünüyordum. Muhataplarınız bunun daha fazlasını hakediyorlar belki ama, siz bunu haketmiyordunuz.
Kendi muhasebenizi kendiniz yapmışsınız. Teşekkürler! :)

Shere Khan dedi ki...

Sayın gönül insanı, sizi seviyesiz'de yaptığınız harikulade yorumlardan tanıyorum. Size saygı duyduğumu, malum konularda vicdan ve fikir ortaklığımızın bulunduğunu belirtmekten gurur duyarım. Sitemi takip etmenize çok sevindim. İşte mesele de bu noktada zaten, ben bu siteyi nefretimi kusmak, rahatlamak vs. için paldır küldür kurmuş bir insanım, insanların yazılarımı okumaya değer bulup takip edeceklerini ummazdım. Lakin görülüyor ki, insanlar okuyor, o halde onları kale arkası tribünü standardında bir jargon ve üsluba maruz bırakmak, evet, hoş olmamalı. Hem ne olursa olsun kamuya mal olmuş ünlü insanlara, gıyabında alenen küfür etmek pek de delikanlıca olmasa gerek diye düşündüm. Bundan böyle bunu dikkate alacağımı tekrar belirtiyorum. Size de sanırım hem teşekkür hem de özür borçluyum. Saygılar, selamlar.

Rachael dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.