...
İzmir'in varoşunda mekteplilik dağında postallılık oynadıktan sonra "hemen atılayım hayata, bok var sanki," diye zıp zıp zıplayan bu velet, kendini 22'sini bitirmeden Samsun'da bir atölyenin "başında" buluverir.
("Aile," depremden sonra bıraktığı gibi Düzce'dedir.)
Samsun'daki 10 aylık hayat oryantasyonundan sonra kapağı Koç'un dükkanlarından birinin "başına," Ankara'ya atar. Samsun'a ilk vedasıdır.
İki yıl 18-19-66 Ankara havasından sonra hep havas ettiği Proud & Glad firmasına -dist. bordrosuyla- girer ve efsane geri döndü ayağından Samsun deliganlıya tekrar wellcome der.
Deterjan satmayı becerir, kendini Alaman gavurunun has kadrosunda yönetici pozisyonunda bulur, daha 6 aylık satıcıdır, Sivas'ın yollarına türküsünü söyleyerekten Samsun'a ikinci vedasını yapar.
(Bu arada "aile" Düzce'den emekli olmuştur, deprem korkusuyla 10 yıl önce Konya'daki arsaya yapılan eve taşınılır.)
Tokat'ta dandik bir otelde iki haftadan sonra, Bölge Müdürünün yamacıma gel yamacıma talimatıyla Samsun tekrardan kürkçü dükkanı olagelir.
İyisiyle kötüsüyle ikibinon, velet Samsun'da bayicilik oynamaya devam eder.
Derken iki yıldır ertelenen ailevi mevzular, 11 yıldır ayrı yaşanan ailenin çekimi, veledi "ters yerde" duran Samsun'dan Anadolu - İstanbul transit yol güzergahına çevirir.
Ve velet Ankara'da çikolatacılığı kabul eder.
5 sene, 5 iş, 5 şirket, 3 Samsun, 2 Ankara.
Önceki 5 yılın Düzce - Konya - İzmir sarmalından daha karışıktır veledin son 5 yılı, Ankara'da nihayet mi bulacaktır, tek bilinen, Samsun'da bırakılan "kıymeti bilinmemiş bir iş" dünyasının paydaşlarındaki hayret, arkadaş ve yoldaşlardaki güceniklik ve güzel, çok güzel bir kadının yüzündeki hüznün ötesinde 2011'e Ankara'da başlanacağı, karakterinin çizdiği bu hayat yolunun olanca sezgisiyle takip edileceğidir.
Herşeyin hayırlısı!
...
Cumartesi, Aralık 25
Cumartesi, Aralık 4
Yirmi Yedi
...
Değişen pek fazla birşey yok.
Ellerinizden öperim.
...
(Not: Ordan oraya koşarken, bir gün geç kaldım bu sene. Zati pek yüzüne baktığım yok bu aralar ya. Alınmıyon dee mi la, blog musun nesin.)
Değişen pek fazla birşey yok.
Ellerinizden öperim.
...
(Not: Ordan oraya koşarken, bir gün geç kaldım bu sene. Zati pek yüzüne baktığım yok bu aralar ya. Alınmıyon dee mi la, blog musun nesin.)
Pazartesi, Kasım 1
Bir Kasım Sabahı Vol. II
...
Hayır, iki sene öncesinin hayalperest melankolisi hiç değil, ne yağmur var, ne telaş.
Sabahın yedisi.
Deniz ne sakin, bulut dahi yok, dokuz derece ama tabak gibi güneş.
Dün saatler -ve uykular- geri alınmış.
Beş dakika sonra hüzünle neşeyi birleştiren kadının annesini hastaneye götüreceksin, oradan da koşmaya başlayacaksın.
Ciğerlerin patlayıncaya dek, omuzların düşünceye dek, sen yüzüstü kapaklanıncaya dek.
Sonra kalkıp biraz daha koşacaksın.
Koş, siktiret.
O dakika o saati, o günü, o ömrü telafi ettin sen, farkında değilsin.
...
Hayır, iki sene öncesinin hayalperest melankolisi hiç değil, ne yağmur var, ne telaş.
Sabahın yedisi.
Deniz ne sakin, bulut dahi yok, dokuz derece ama tabak gibi güneş.
Dün saatler -ve uykular- geri alınmış.
Beş dakika sonra hüzünle neşeyi birleştiren kadının annesini hastaneye götüreceksin, oradan da koşmaya başlayacaksın.
Ciğerlerin patlayıncaya dek, omuzların düşünceye dek, sen yüzüstü kapaklanıncaya dek.
Sonra kalkıp biraz daha koşacaksın.
Koş, siktiret.
O dakika o saati, o günü, o ömrü telafi ettin sen, farkında değilsin.
...
Cuma, Ekim 8
Merhamet
...
İnsanların küçüklüklerine maruz kalmayla ilgili (iş saçmalıkları) sıkıntılar, şikayetler, ağlaklıklar. Uyandırmayın beni. Kendime merhametim gelince değiştiririm, çeker gider en asil halimle her zamanki gibi, yeni bir işe Türk gibi başlar, İngiliz gibi bitiremeyip idealini bulana kadar, yani süresiz, zırvalar dururum.
Hayatın gerçeği vurunca yüzüme az daha uyanasım geliyor, hemen dalıyorum yine uykuya, işe gidiyorum.
Gerçek dediğim, o siklemediğim, tapınanına gıcık olduğum paraya, eşşek gibi muhtaç olduğum, olduğumuz. Ama bu muhtaçlık şımarıklıklarımıza savurduğumuz enflasyon parası gibisinden değil.
Doktor denen "insan" evladı, 1200 lira istiyormuş ameliyata girmek için. Bildiğin haraç. Parasını vermezsen 3 ay sonraya erteliyorlarmış ölüm kalımını, tetkikler bir aydan evvel çıkmıyormuş. Anne lan bu! Kızcağızın annesi.
Adı, devlet. O topa hiç girmeyelim. (Küfredince anarşist oluyor, ananıza küfretmiş gibi bakıyorsunuz.)
Klasik asgari ücret kaç para ulan klişesine girmeyeceğim. Herkeşler sağlık sigortası yaptırmalı şekerim totoşluğuna da. (Bırakın sağı solu, okul orospu dolu.)
Lakin insanların küçüklüğüne dalmaktan, insanın, hayatın, ölümün büyüklüğüne vakit ayıramamak bile nimetmiş.
Merhamet! diye susasım geliyor.
...
İnsanların küçüklüklerine maruz kalmayla ilgili (iş saçmalıkları) sıkıntılar, şikayetler, ağlaklıklar. Uyandırmayın beni. Kendime merhametim gelince değiştiririm, çeker gider en asil halimle her zamanki gibi, yeni bir işe Türk gibi başlar, İngiliz gibi bitiremeyip idealini bulana kadar, yani süresiz, zırvalar dururum.
Hayatın gerçeği vurunca yüzüme az daha uyanasım geliyor, hemen dalıyorum yine uykuya, işe gidiyorum.
Gerçek dediğim, o siklemediğim, tapınanına gıcık olduğum paraya, eşşek gibi muhtaç olduğum, olduğumuz. Ama bu muhtaçlık şımarıklıklarımıza savurduğumuz enflasyon parası gibisinden değil.
Doktor denen "insan" evladı, 1200 lira istiyormuş ameliyata girmek için. Bildiğin haraç. Parasını vermezsen 3 ay sonraya erteliyorlarmış ölüm kalımını, tetkikler bir aydan evvel çıkmıyormuş. Anne lan bu! Kızcağızın annesi.
Adı, devlet. O topa hiç girmeyelim. (Küfredince anarşist oluyor, ananıza küfretmiş gibi bakıyorsunuz.)
Klasik asgari ücret kaç para ulan klişesine girmeyeceğim. Herkeşler sağlık sigortası yaptırmalı şekerim totoşluğuna da. (Bırakın sağı solu, okul orospu dolu.)
Lakin insanların küçüklüğüne dalmaktan, insanın, hayatın, ölümün büyüklüğüne vakit ayıramamak bile nimetmiş.
Merhamet! diye susasım geliyor.
...
Pazartesi, Ekim 4
Manzara
...
Kazım Koyuncu'yu saygıyla torpido gözüne koyup Yeni Türkü'yü sürdü arabasına Gerze manzarasından Sinop'a yaklaşırken. Akdeniz'den Karadeniz'e uzanan hayatını düşündü göz açıp kapayıncaya kadar. Önceki hayatında Zeki Müren vardı.
Yalnızlığı düşündü ve bitti artık bu son derken yeniden aşkları.
Bahar yorgunluğuydu belki hayatının baharında çöken omuzlarına. Araba çekmiyordu dünyanın yükünden.
Ilık yaz ikindilerinin gölge serinliğinden, esintili bahar sabahlarının ürpertisine çevrildi birden hissettikleri.
O kadar acı çekiyordu ki, varolmanın sevincine varacaktı neredeyse.
...
Önce anlam veremedi o nedensiz yarım gülümsemenin saniyelerce süren yayılışına.
Sanki yaraları ağır değildi.
Olgunluğun yeşilinden geçerken karşısına çıkıveren mavi, uzun zamandır kalbinin derinlerine ittiği o en yakın dostu hatırlatıyordu.
Gerze'ye çıkarken karşısına bir "bir kere geleceksin şu dünyaya be!" ihtarı gibi çıkıveren deniz, onu tekrar yoldaşı yapıyordu umudun, umudunun.
Hayatın tortusuna saygılar sunup geleceğe doğru yol alan bu çocuk adama sunulan bu saniyeler, sanki umudun manzarası oluyordu hayata dair.
...
Kazım Koyuncu'yu saygıyla torpido gözüne koyup Yeni Türkü'yü sürdü arabasına Gerze manzarasından Sinop'a yaklaşırken. Akdeniz'den Karadeniz'e uzanan hayatını düşündü göz açıp kapayıncaya kadar. Önceki hayatında Zeki Müren vardı.
Yalnızlığı düşündü ve bitti artık bu son derken yeniden aşkları.
Bahar yorgunluğuydu belki hayatının baharında çöken omuzlarına. Araba çekmiyordu dünyanın yükünden.
Ilık yaz ikindilerinin gölge serinliğinden, esintili bahar sabahlarının ürpertisine çevrildi birden hissettikleri.
O kadar acı çekiyordu ki, varolmanın sevincine varacaktı neredeyse.
...
Önce anlam veremedi o nedensiz yarım gülümsemenin saniyelerce süren yayılışına.
Sanki yaraları ağır değildi.
Olgunluğun yeşilinden geçerken karşısına çıkıveren mavi, uzun zamandır kalbinin derinlerine ittiği o en yakın dostu hatırlatıyordu.
Gerze'ye çıkarken karşısına bir "bir kere geleceksin şu dünyaya be!" ihtarı gibi çıkıveren deniz, onu tekrar yoldaşı yapıyordu umudun, umudunun.
Hayatın tortusuna saygılar sunup geleceğe doğru yol alan bu çocuk adama sunulan bu saniyeler, sanki umudun manzarası oluyordu hayata dair.
...
Pazar, Eylül 26
Bira Kalamar
...
Tarz-ı hayat'tan lifestyle'a, layf-stayla, haylayf, püsküüt olmayanı.
Hüzünlü yüzlerin ardında mutluluk dolgu malzemesi. Görünürü bu. Asalet makyajda.
Onun bunun eYlencesi ana tema. Feel.
Sorumluluksuz yetki, başarılar benim, başarısızlıklar onların. Sıyrıl, yüksel.
Ateşle yaklaşma, kava is beta (kavır is betır.) Bitılcuys. Soğuk içiniz.
Hadi şimdi siktirip gideyim. 594 tane arkadaşım var zira. Ferik çoğu.
Lov dı vey yu lay.
...
Tarz-ı hayat'tan lifestyle'a, layf-stayla, haylayf, püsküüt olmayanı.
Hüzünlü yüzlerin ardında mutluluk dolgu malzemesi. Görünürü bu. Asalet makyajda.
Onun bunun eYlencesi ana tema. Feel.
Sorumluluksuz yetki, başarılar benim, başarısızlıklar onların. Sıyrıl, yüksel.
Ateşle yaklaşma, kava is beta (kavır is betır.) Bitılcuys. Soğuk içiniz.
Hadi şimdi siktirip gideyim. 594 tane arkadaşım var zira. Ferik çoğu.
Lov dı vey yu lay.
...
Salı, Ağustos 17
Ceziret'ül Uşşak

Gitmelisin bence. Git.
Bir deniz feneri var Türkiye'nin en kuzey ucunda, selam götür. Karşıya bak, şansın yok, sis vardır.
Yeni Türkü dinleyerek eskit sokakları, hiç düşünmeden dal ağaçlıklara.
Önce hepsine, sonra birine aşık ol; ve kevaşe İzmir'le arasındaki yedi aynılığı bul bu minyatür güzelliğin.
Daha zirveye varmadan hafifletsin seni yol.
Her kulaçta bir yük bırak omuzlarından ve kaybol, kaybol.
...
Pazar, Ağustos 15
Akasya Kokulu Sabahlar
...
Geri verin
Dalgaların kıyılara çarparak
Herhangi bir makamda
Bir şarkı söylediği
Akasya kokulu sabahlarımı
Geri verin
Arnavut kaldırımı yollarda
Bir kızın saçlarında
Gönlümün vals yaptığı
Akasya kokulu sabahlarımı
Geri verin
Zamanın geçmek bilmediği
Gençliğimin sırtıma
Bir yük gibi bindiği
Akasya kokulu sabahlarımdan
Hiç olmazsa birini
Yeni Türkü, Aşk Yeniden, 1992
...
Geri verin
Dalgaların kıyılara çarparak
Herhangi bir makamda
Bir şarkı söylediği
Akasya kokulu sabahlarımı
Geri verin
Arnavut kaldırımı yollarda
Bir kızın saçlarında
Gönlümün vals yaptığı
Akasya kokulu sabahlarımı
Geri verin
Zamanın geçmek bilmediği
Gençliğimin sırtıma
Bir yük gibi bindiği
Akasya kokulu sabahlarımdan
Hiç olmazsa birini
Yeni Türkü, Aşk Yeniden, 1992
...
Pazar, Temmuz 25
Whatever
...
Gitmek bazen iyidir hesabı al yolunu yolarkadaşını bulmuşken, kararan hava eşlik etsin passionate kavgalarınız ve smooth barışmalarınıza.
Sel-fırtına, orman-deniz al yolunu.
Uyan ve bir yalnızlık fırsatı bul. O an bunu yazmayı düşün:
"Siktiredin güney'i, batı'yı. Gelin sizi kuzey'e götüreyim.
Biraraya gelmiş üç-beş çam bulun, istisnasız denize bakanlardan.
Ses olarak denizin kayaları yalayışıyla, çam uğultusunun kalmasına kadar bekleyin. Deniz kokusunu çamdan ayırt edin.
Gözlerinizi kapatıp o an orada olduğunuzu hissettiğinizde, 'Serkan has çocuk, iyi adam.' deyin."
Değişiklik iyidir, o an mutlusun, buna ihtiyacın vardı. Soran olduğunda "Bugünü çoktan amorti ettim. Mutluyum. Şu andan itibaren ne yaparsam üstüne koymuş olacağım. İyi ki gelmişim. İyi ki varsın." de.
Sonra üstüne birkaç saat, birkaç doğa harikası daha koy.
Ve bir gece daha kalabilecekken, gece yol seni geri çağırsın, al beni diye, uy ona.
Yol çalışmasını fark etme. Jeep misin koçum. Çalışmıyor, motor arızası. Polis, çekici. Sabaha karşı ev.
Özüne dön yine. Lakin hayat, senden ne gelirse gelsin güzel be. Alnımdaki karıncalanmayı engelleyemesem de.
Herneyse...
...
Gitmek bazen iyidir hesabı al yolunu yolarkadaşını bulmuşken, kararan hava eşlik etsin passionate kavgalarınız ve smooth barışmalarınıza.
Sel-fırtına, orman-deniz al yolunu.
Uyan ve bir yalnızlık fırsatı bul. O an bunu yazmayı düşün:
"Siktiredin güney'i, batı'yı. Gelin sizi kuzey'e götüreyim.
Biraraya gelmiş üç-beş çam bulun, istisnasız denize bakanlardan.
Ses olarak denizin kayaları yalayışıyla, çam uğultusunun kalmasına kadar bekleyin. Deniz kokusunu çamdan ayırt edin.
Gözlerinizi kapatıp o an orada olduğunuzu hissettiğinizde, 'Serkan has çocuk, iyi adam.' deyin."
Değişiklik iyidir, o an mutlusun, buna ihtiyacın vardı. Soran olduğunda "Bugünü çoktan amorti ettim. Mutluyum. Şu andan itibaren ne yaparsam üstüne koymuş olacağım. İyi ki gelmişim. İyi ki varsın." de.
Sonra üstüne birkaç saat, birkaç doğa harikası daha koy.
Ve bir gece daha kalabilecekken, gece yol seni geri çağırsın, al beni diye, uy ona.
Yol çalışmasını fark etme. Jeep misin koçum. Çalışmıyor, motor arızası. Polis, çekici. Sabaha karşı ev.
Özüne dön yine. Lakin hayat, senden ne gelirse gelsin güzel be. Alnımdaki karıncalanmayı engelleyemesem de.
Herneyse...
...
Cuma, Temmuz 16
Keyfiyet-ül Ürkek
...
Yaşam adı.
Yaşam, evet.
İsmine inat,
Yirmi sekiz Şubat,
Bir katl, bir vefat.
Kendisi, hep kendisi,
Tam yirmisekiz yıl.
Şubatta ölmek zor,
İlk ve sondu, sor,
Var sayıl.
Dı.
Marifet az verip,
Çok almak,
Bilemedi Yaşam'
In suçu,
Saf kalmak.
Tı. Ve kaldı da.
Yirmisekizinde,
Gözü kaşı,
Darmadağın da olsa var artık,
Hep olmak istediği gibi dimdik,
Taşı.
Yaşam adı.
Geç kalınca güldüler koşamadı.
Kötü yaşarım korkusuyla o hiç,
Yaşamadı.
...
Yaşam adı.
Yaşam, evet.
İsmine inat,
Yirmi sekiz Şubat,
Bir katl, bir vefat.
Kendisi, hep kendisi,
Tam yirmisekiz yıl.
Şubatta ölmek zor,
İlk ve sondu, sor,
Var sayıl.
Dı.
Marifet az verip,
Çok almak,
Bilemedi Yaşam'
In suçu,
Saf kalmak.
Tı. Ve kaldı da.
Yirmisekizinde,
Gözü kaşı,
Darmadağın da olsa var artık,
Hep olmak istediği gibi dimdik,
Taşı.
Yaşam adı.
Geç kalınca güldüler koşamadı.
Kötü yaşarım korkusuyla o hiç,
Yaşamadı.
...
Cuma, Temmuz 2
Evler

Akşam dar attığımda yine kendimi dağınık evime her zamankinden azıcık farklı bir manzarayla müşerref oldum, anahtarlarımı koyduğum yerdeki Migrosçuluğumdan beri kullanmadığım boş el çantam sanki karıştırılmıştı. Evdeki bu tek farklılık bi bokluk olduğuna işkillenmeme yetti. Yine de sadece "?" dedim.
Cebimdeki bozuklukları her zamanki gibi -yine zamanında non-food envanteri yaparken farkına varıp kendi mağazamdan satın aldığım- araba şeklindeki kumbarama atacakken fark ettim aylardır boşaltılmayı bekleyen kumbaramın yok olduğunu. Üç senedir farklı şehirlerde olsa da aynı masanın üzerinde duran kumbaram artık yoktu.
Üzücü olan, siz yokken birinin sınırsız bir cüret ve güvenle özelinize girmiş, umarsızca didiklemiş, sonra da kapıyı çekip gitmiş olması.
Yoksa bunları karaladığım 5 yıllık notebook'ta, neredeyse bir yıldır açmadığım televizyonda, kitaplıklarımda, en önemlisi özel eşyalarımda bir halel yok, olmaz da kolayından. Pahaları yok ki hiçbirinin.
Hırsızın benden alabildiği, sadece "bozukluklarım" olmuş.
Bana verdiği ise, sabah sabah daldığım gelmiş geçmiş tüm "evlerimi" düşünme seansım. Bence ben kazançlıyım.
Yalnız olmadığım evler : Doğduğum ev, kerpiçten, müstakil, bahçeli, samanlıklı, tavuklar, eşek, ben doğduktan on sene sonra betonarme. Yeşilova'da üç yaşındayken sık sık kaybolduğum, keyfime göre kahveye falan gidip mahalle amcalarına çay ısmarlattığım zamanları, kaldığımız evi ise hatırlamıyorum. Sonra Konuralp, kira, seksenler, ev sahibimiz yaramazlığıma kızardı, kolum sargılı, incitmişim, ilkokulda kurdele. Düzce, 90 metrekare, kendi evimiz, doksanlar, Anadolu Lisesi, herşeyin çok güzel olduğu zamanlar, çocukluğum. Deprem.
Yalnız olduğum evler : Mecburen koparıldığım mutlu çocukluğumun asi ve agresif bir ergenliğe evrildiği 6 ay kirada oturduğumuz ev, sonrasında kendi inşaatımıza geçtiğimiz, annemlerin 10 yıl sonra emekli olduklarında gelip taşınacakları, şu anda oturmakta oldukları ve benim hala nefret ettiğim ev, şehir. Amcamlarla yaşıyorum ama yalnızım. ÖSS. İzmir. Annemin prefabriklerden komşularının çocukları da İzmir'i kazanmış, Düzcelilerle çıkılan ev, Evka-1'de. Sonra kendim çıktığım 1+1 ev. Sonra Fatih'le çıktığımız Kürt Fuat'ın evi. Sonra Şirinyer, Fatih'le iki yıl izbe bir yerde yaşadık, dibi birlikte gördük, paylaştık. Askere belediye otobüsüyle gidiş. Sonra Samsun. Eşyalı ev. Ankara. Batıkent'te müstakil. Tekrar Samsun. Atakum. Hala burdayım.
10 yıl dile kolay, 26 yıllık hayatın 10 yılı.
Penelope'nin eşyalı 90'lardan kalma evindeki gibi ben de saat tıkırtısı falan mı istiyorum? Çiçek yahut kanarya. Beni bu eve bağlayacak birşeyler.
...
Resim: Üsküdar'da bir ev.
Perşembe, Temmuz 1
Yaban
...
Sabah işyerinde klozete oturduğunda yöneticiliğin neden ona göre olmadığını bulmak üzereydi, "adam yönetmek"le işi yoktu, ne iktidar oyunlarına müdanaa edecek mecali/kompleksi vardı, ne salağa yatana tahammülü.
Yoğun gündem planlamalarının yarattığı ne yapacağını bilmezlik boşluğunda yine acınası bir kararlılıkla -işine burnunu sokmaya iyice başlayan- müdürünü dinledi, herşeyin en iyisini o bilmiyordu.
1 yıldır sesini unuttuğu bir arkadaşının sesiyle neşelendi titremekli sesi, o an total başarısızlığı unutup eski günlerin gücüyle konuştu telefonda.
Ve en iyi bildiği iş, artis artis konuşmak. Kusura bakmıyorsun değil mi yeni eleman, şu terimleri mümkün olduğunda Türkçeleştirmeye gayret ediyorum ama, kulağın da alışsın isterim.
Sonra, sonrası yağmur, yarın sabah bir arkadaşınla yürüyeceksin sahilde, Penelope Cruz'a benziyorsun deyince hiç etkilenmemesinde bir anormallik var mı, yoksa anormallik hepten bende mi diye düşünerek.
Çalışsam mı, ne yapsam? Samsun'da aynı dili konuşabildiğin ve kendi akranından tek arkadaşını da haftasonu uğurlamışken bir başka taşraya. (Neden tüm arkadaşların senden en az 10 yaş büyük?)
Ne olur işle ilgili olmasın diye çalan telefona neşeyle bakıp askerliği yeni biten kardeşini düşündü ve telaşlandı, ona da arabalı, sakallı, janti bir kölelik bulabilecek miyiz?
Telefonu kapatır kapatmaz etrafına baktı, düşünce sislerinin ötesinde hiçbir ufuk bulamadı, ev kapkaranlık, o yapayalnızdı.
...
Sabah işyerinde klozete oturduğunda yöneticiliğin neden ona göre olmadığını bulmak üzereydi, "adam yönetmek"le işi yoktu, ne iktidar oyunlarına müdanaa edecek mecali/kompleksi vardı, ne salağa yatana tahammülü.
Yoğun gündem planlamalarının yarattığı ne yapacağını bilmezlik boşluğunda yine acınası bir kararlılıkla -işine burnunu sokmaya iyice başlayan- müdürünü dinledi, herşeyin en iyisini o bilmiyordu.
1 yıldır sesini unuttuğu bir arkadaşının sesiyle neşelendi titremekli sesi, o an total başarısızlığı unutup eski günlerin gücüyle konuştu telefonda.
Ve en iyi bildiği iş, artis artis konuşmak. Kusura bakmıyorsun değil mi yeni eleman, şu terimleri mümkün olduğunda Türkçeleştirmeye gayret ediyorum ama, kulağın da alışsın isterim.
Sonra, sonrası yağmur, yarın sabah bir arkadaşınla yürüyeceksin sahilde, Penelope Cruz'a benziyorsun deyince hiç etkilenmemesinde bir anormallik var mı, yoksa anormallik hepten bende mi diye düşünerek.
Çalışsam mı, ne yapsam? Samsun'da aynı dili konuşabildiğin ve kendi akranından tek arkadaşını da haftasonu uğurlamışken bir başka taşraya. (Neden tüm arkadaşların senden en az 10 yaş büyük?)
Ne olur işle ilgili olmasın diye çalan telefona neşeyle bakıp askerliği yeni biten kardeşini düşündü ve telaşlandı, ona da arabalı, sakallı, janti bir kölelik bulabilecek miyiz?
Telefonu kapatır kapatmaz etrafına baktı, düşünce sislerinin ötesinde hiçbir ufuk bulamadı, ev kapkaranlık, o yapayalnızdı.
...
Perşembe, Haziran 24
Plaza Kızına Yakarış
...
Tokat yöremizden bir küçük burjuva türküsü
Birkaç sevgilim var ey dost, birbirinden azılı,
Has avradımın kaderi, kolej müfredat' yazılı.
Hasretim yar poposu, makam koltuk' kazılı;
Kurban olam sarı saçlım bir alt duduş ver.
Je t'aime şekerim, je t'aime balım; ol emin:
Seni anıp, ağlayıp, Tokat'ladım demin.
Sizsiniz geleceği şol güzel ve yalınız ülkemin,
Kurban olam mavi gözlüm gel sırtım ger.
Elde değil hey yar, bu nasır eller senin,
Hap kadar da olsa çapın, sudan gündemin.
Tabanvaya on bassın ister görgüsüz cipin,
Sınıf farkı'n kafasına Tokat'lı, sıkar, gider.
...
Tokat yöremizden bir küçük burjuva türküsü
Birkaç sevgilim var ey dost, birbirinden azılı,
Has avradımın kaderi, kolej müfredat' yazılı.
Hasretim yar poposu, makam koltuk' kazılı;
Kurban olam sarı saçlım bir alt duduş ver.
Je t'aime şekerim, je t'aime balım; ol emin:
Seni anıp, ağlayıp, Tokat'ladım demin.
Sizsiniz geleceği şol güzel ve yalınız ülkemin,
Kurban olam mavi gözlüm gel sırtım ger.
Elde değil hey yar, bu nasır eller senin,
Hap kadar da olsa çapın, sudan gündemin.
Tabanvaya on bassın ister görgüsüz cipin,
Sınıf farkı'n kafasına Tokat'lı, sıkar, gider.
...
Pazar, Haziran 20
Haftasonu Budur
...
Cumartesi: İstanbul'dan gelen arkadaşlar, Gülhan'da kahvaltı, Bandırma Gemisi, Ladik Gölü, Boraboy Gölü, Çakallı'da melemen, Amisos tepesi, go-kart, Karadeniz'de 4 çeşit balık.
Pazar: Körfez'de kahvaltı, Sinop hapishanesi, Sinop merkez, Hamsilos fiyordu, Sinop mantısı, Bafra'da dondurma, havaalanına bırakış, Samsun'dan arkadaşla Atakum, Türk kahvesi.
Haftasonu işte budur, kaygılarla, az hafifleyen stresle, gereksiz iş telefonlarıyla bölünen, kafada işten kalan boşluklara alelacele doldurulan küçük-yapmacık boş zaman etkinlikleri ile geçirilen bir yarı dinlenme zamanı değil.
Yarın sabah için kendime acıyorum.
...
Cumartesi: İstanbul'dan gelen arkadaşlar, Gülhan'da kahvaltı, Bandırma Gemisi, Ladik Gölü, Boraboy Gölü, Çakallı'da melemen, Amisos tepesi, go-kart, Karadeniz'de 4 çeşit balık.
Pazar: Körfez'de kahvaltı, Sinop hapishanesi, Sinop merkez, Hamsilos fiyordu, Sinop mantısı, Bafra'da dondurma, havaalanına bırakış, Samsun'dan arkadaşla Atakum, Türk kahvesi.
Haftasonu işte budur, kaygılarla, az hafifleyen stresle, gereksiz iş telefonlarıyla bölünen, kafada işten kalan boşluklara alelacele doldurulan küçük-yapmacık boş zaman etkinlikleri ile geçirilen bir yarı dinlenme zamanı değil.
Yarın sabah için kendime acıyorum.
...
Cuma, Haziran 11
Terapi Atakum

...
Havanın keyfine göre renkten renge bürünen ve bir gürleyip bir süzülen ama bir noktadan sonra tek ses olan denizin konuşmasının üstünde her akşam farklı bir tuvalle süslenip arz-ı endam eden muhteşem günbatımı manzarası, ve durgunluk.
Sanki dünyada hiç mutsuzluk yok.
O an yanında kim olursa olsun yalnızsın, olmak istediğin gibi yalnızsın, olmak istediğin gibi herkessin, sevmek istediğin gibi seviyorsun onları, ve kendini.
O an ne varsa üstünde deniz üstleniyor.
O an ne varsa seni yoran güneş alıp gidiyor.
O an karanlığın şalı gelene kadar ve ışıltısı geç yakamozun, sen dünyada ne kadar hüzün varsa içip bitiriyorsun.
O an mutsuzluk yok, o an senden mutlusu yok ve deniz ve güneş ve dünya tarafından seviliyorsun; ve en derinden inanarak 'varım' diyorsun o an.
...
Perşembe, Haziran 10
Çıkmaz
...
Kötü gün, mülakatlar, adam bulamıyorum. İşler sıkışık, berbat, daralıyorum.
İş hayat şu aşamada, kaçıp gitmekle, durup savaşmak açmazı, kaldıramıyorum, ve hiçbir şeye, yaşam dahil hiçbir şeye vaktim yok.
Hiçbir şey yapamıyorum.
Erken vakit dar attım kendimi eve. Kaçtım.
Açık bilgisayar karşısında oturdum, düşler düşünceler, birkaç saat, uyuyakaldım.
Dışarı attım kendimi, kiramı ödedim.
Film bulamadım.
Ve annemin, kardeşimin sesine sarıldım biraz.
Sonra, önce "Canım Kardeşim" adlı muhteşem Türk filmiyle ilgili bir yazı okudum. Yeterince karmaşık değildim zaar.
Ve nihayet, Tatar Ramazan. Neden yüzüncü kez izlemek istediğimi bilmiyorum bu gece.
Tatar'ın idamlık mahkumu avluya çıkardığı o sahne, o anne, o baba.
Sanırım ben de anamı görmek, babama sarılmak isterdim.
Ağladım ulan, ağlıyorum ve evet, böyle bir adamım ben.
...
Kötü gün, mülakatlar, adam bulamıyorum. İşler sıkışık, berbat, daralıyorum.
İş hayat şu aşamada, kaçıp gitmekle, durup savaşmak açmazı, kaldıramıyorum, ve hiçbir şeye, yaşam dahil hiçbir şeye vaktim yok.
Hiçbir şey yapamıyorum.
Erken vakit dar attım kendimi eve. Kaçtım.
Açık bilgisayar karşısında oturdum, düşler düşünceler, birkaç saat, uyuyakaldım.
Dışarı attım kendimi, kiramı ödedim.
Film bulamadım.
Ve annemin, kardeşimin sesine sarıldım biraz.
Sonra, önce "Canım Kardeşim" adlı muhteşem Türk filmiyle ilgili bir yazı okudum. Yeterince karmaşık değildim zaar.
Ve nihayet, Tatar Ramazan. Neden yüzüncü kez izlemek istediğimi bilmiyorum bu gece.
Tatar'ın idamlık mahkumu avluya çıkardığı o sahne, o anne, o baba.
Sanırım ben de anamı görmek, babama sarılmak isterdim.
Ağladım ulan, ağlıyorum ve evet, böyle bir adamım ben.
...
Pazar, Haziran 6
Endişet'ül Maişet
...
Bizler, yağlı şirketlerin yağır kollarına atılmış maymun kitlenin içindeki akıllı mazlum genç azınlık, bilincimiz açık zamanımızın yüzde seksenini kayıntı korkusundan ayırmışız çalışmaya. Eğlenmek uyuşturmak, hızlı vur tosun, adet kısa, zaman çabuk, yol uzun.
Boş zamanlarımızda yamaç paraşütü, lycian way, ski falan yapmıyoruz, dil öğrenmiyoruz.
Grafiklerde, tablolarda tanımlı hayatımız. 17.30'da hepi haur'umuz falan yok.
Doğumuzdakinin hayatı taşşak geçer gibi bozuk para değerinde, batımızdaki mamur can sıkıntısından intihar ediyor.
Silahlar olmasaymış mutlu mesut yaşarmışız, en zengin 10 kalantor parasının yüzde bilmemkaçından geçseymiş açlıktan ölmezmişiz vesaire.
Şopen dinleyelim, hauer söyleyelim. Aydur:
"Varsayalım insan soyu kaldırılıp her şeyin kendiliğinden gelişip olgunlaştığı, sütlerin balların yerden kaynadığı, yiyeceklerin dallarından koparılmayı beklediği, herkesin gönlünden geçirdiğini hiç vakit kaybetmeksizin önünde bulduğu ve elde etmekte hiç güçlükle karşılaşmadığı Utopia ülkesine götürüldü; o zaman ne yapardı bu insanlar? Ya can sıkıntısından ölürlerdi, ya kendilerini asarlardı ya da olmadı birbirine düşerler, kavga dövüş birbirlerini boğup öldürürlerdi."
Ja das ist schön, şekerim, Allah'tan Utopia'da değiliz, bak dünyaya, çok farklı şeyler göreceksin.
...
Bizler, yağlı şirketlerin yağır kollarına atılmış maymun kitlenin içindeki akıllı mazlum genç azınlık, bilincimiz açık zamanımızın yüzde seksenini kayıntı korkusundan ayırmışız çalışmaya. Eğlenmek uyuşturmak, hızlı vur tosun, adet kısa, zaman çabuk, yol uzun.
Boş zamanlarımızda yamaç paraşütü, lycian way, ski falan yapmıyoruz, dil öğrenmiyoruz.
Grafiklerde, tablolarda tanımlı hayatımız. 17.30'da hepi haur'umuz falan yok.
Doğumuzdakinin hayatı taşşak geçer gibi bozuk para değerinde, batımızdaki mamur can sıkıntısından intihar ediyor.
Silahlar olmasaymış mutlu mesut yaşarmışız, en zengin 10 kalantor parasının yüzde bilmemkaçından geçseymiş açlıktan ölmezmişiz vesaire.
Şopen dinleyelim, hauer söyleyelim. Aydur:
"Varsayalım insan soyu kaldırılıp her şeyin kendiliğinden gelişip olgunlaştığı, sütlerin balların yerden kaynadığı, yiyeceklerin dallarından koparılmayı beklediği, herkesin gönlünden geçirdiğini hiç vakit kaybetmeksizin önünde bulduğu ve elde etmekte hiç güçlükle karşılaşmadığı Utopia ülkesine götürüldü; o zaman ne yapardı bu insanlar? Ya can sıkıntısından ölürlerdi, ya kendilerini asarlardı ya da olmadı birbirine düşerler, kavga dövüş birbirlerini boğup öldürürlerdi."
Ja das ist schön, şekerim, Allah'tan Utopia'da değiliz, bak dünyaya, çok farklı şeyler göreceksin.
...
Cumartesi, Haziran 5
Teselli
...
Bölgenin işleri bok gibi, iki yeni çocuğun da çıkışını ver, tebliğ et.
Bu hafta bölgeyi şereflendiren 4 dilli, genç, janti adama yaptığın sunumdaki tabloların boktanlığından herşey, enkaz piyasa, enkaz Samsun, enkaz Serkan.
Daha yeniyim hacı! diyemezsin. Bir round daha var! deyip dayak yemiş Rocky resmi koyarsın.
Çıkışını verdiğin çocuklara kahvaltı. Yeni aldığın tecrübeli arkadaşla (Leverci) Bafra, müşteri illa seni ister, geyik, Bafra muhabbeti, mafya muhabbeti. Amına koyim Bafra'nın. Tiksinç. Düzce'de büyüdüm lan ben, illallah etmişim adam vurmalardan. Bozuk para mıyız harcıyorsun yarraam. Diyemezsin.
Satış sevişmedir. Savaşma seviş. Kucağına oturacağım adamı ben seçerim. Kucağıma alacağımı da. Totoşlar sizi.
Adamın annesi de babası da hastanede, almışım adamı yanıma eleman bakıyorum. Ayıp. Yemek, çoluk, çocuk, cıvıl cıvıl.
Yeni tanıştığın hatunu ara. Yarın iş miş yok. Doldur boşlukları.
Sahilde attığım akşam turunun tek güzelliği telefonda babamın, annemin olmasıydı. O araba Onur mu? İşi var rahatsız etmeyelim.
Ve canım, bitanem. Sen olmasan ne anlamı var lan böyle Cumartesinin. Sınava girmiş fıstığım. Ne iyi ne kötü diyor. İyi deyip umutlandırmak istemiyormuş ama İngilizce ve sosyalden full çıkarabilirmiş. Bir de nasıl para biriktirebilirim diye soruyor. 500 lira lazımmış. Ben versem olmazmış, kimseden almadan biriktirecekmiş. Sen gel Samsun'a ben sana ne istersen alırım. Hayatımın güzelliği inşallah hayatın da senin kadar güzel olur. Kazanırsın bir Anadolu Lisesi abilerin gibi. Çok da önemli değil be...
Mavi tesellim benim. Öperim gözlerinden böyle hayatın, çok şükür.
...
Bölgenin işleri bok gibi, iki yeni çocuğun da çıkışını ver, tebliğ et.
Bu hafta bölgeyi şereflendiren 4 dilli, genç, janti adama yaptığın sunumdaki tabloların boktanlığından herşey, enkaz piyasa, enkaz Samsun, enkaz Serkan.
Daha yeniyim hacı! diyemezsin. Bir round daha var! deyip dayak yemiş Rocky resmi koyarsın.
Çıkışını verdiğin çocuklara kahvaltı. Yeni aldığın tecrübeli arkadaşla (Leverci) Bafra, müşteri illa seni ister, geyik, Bafra muhabbeti, mafya muhabbeti. Amına koyim Bafra'nın. Tiksinç. Düzce'de büyüdüm lan ben, illallah etmişim adam vurmalardan. Bozuk para mıyız harcıyorsun yarraam. Diyemezsin.
Satış sevişmedir. Savaşma seviş. Kucağına oturacağım adamı ben seçerim. Kucağıma alacağımı da. Totoşlar sizi.
Adamın annesi de babası da hastanede, almışım adamı yanıma eleman bakıyorum. Ayıp. Yemek, çoluk, çocuk, cıvıl cıvıl.
Yeni tanıştığın hatunu ara. Yarın iş miş yok. Doldur boşlukları.
Sahilde attığım akşam turunun tek güzelliği telefonda babamın, annemin olmasıydı. O araba Onur mu? İşi var rahatsız etmeyelim.
Ve canım, bitanem. Sen olmasan ne anlamı var lan böyle Cumartesinin. Sınava girmiş fıstığım. Ne iyi ne kötü diyor. İyi deyip umutlandırmak istemiyormuş ama İngilizce ve sosyalden full çıkarabilirmiş. Bir de nasıl para biriktirebilirim diye soruyor. 500 lira lazımmış. Ben versem olmazmış, kimseden almadan biriktirecekmiş. Sen gel Samsun'a ben sana ne istersen alırım. Hayatımın güzelliği inşallah hayatın da senin kadar güzel olur. Kazanırsın bir Anadolu Lisesi abilerin gibi. Çok da önemli değil be...
Mavi tesellim benim. Öperim gözlerinden böyle hayatın, çok şükür.
...
Cuma, Haziran 4
Sabit
...
Katil faşistler, onların yalakaları, onlara karşı argüman geliştirmek için katil faşizmin sembol ismine biat eden ulusal beyinsizler, omurgasız "dinibütün" global eyyamcılar, insan beynine hakaret şeklinde sansür maymunu olmuş şol cennet vatan, odun ötesi bir minör dünya, bir boktan yaşam.
Ufak tefek sevinçler, acıklı kişisel mutluluk çabaları vesaire. Özünde, maişet endişeli kölelik, yardırma üzerine hayat ıskalama, gösteriş, bir sürü mal, bir sürü embesil. Ölmeyecek miyiz lan tarraam, tek istediğim biraz yalnızlık, yeşillik. Tek ses, ırmağın sesi, yeşil gözlü değilse, onu da def et.
Güldük, eğlendik. Şimdi siktirin gidin.
Ramon Sampedro gibi uçamayacak kadar dahi yorgunum zira.
...
Katil faşistler, onların yalakaları, onlara karşı argüman geliştirmek için katil faşizmin sembol ismine biat eden ulusal beyinsizler, omurgasız "dinibütün" global eyyamcılar, insan beynine hakaret şeklinde sansür maymunu olmuş şol cennet vatan, odun ötesi bir minör dünya, bir boktan yaşam.
Ufak tefek sevinçler, acıklı kişisel mutluluk çabaları vesaire. Özünde, maişet endişeli kölelik, yardırma üzerine hayat ıskalama, gösteriş, bir sürü mal, bir sürü embesil. Ölmeyecek miyiz lan tarraam, tek istediğim biraz yalnızlık, yeşillik. Tek ses, ırmağın sesi, yeşil gözlü değilse, onu da def et.
Güldük, eğlendik. Şimdi siktirin gidin.
Ramon Sampedro gibi uçamayacak kadar dahi yorgunum zira.
...
Cumartesi, Mayıs 22
Cumhuriyet Kızına Yakarış
...
Germedim cumhuriyetçi tartışmaları yar ben germedim,
Şu son bağımsız TÜRK YURDU'na dinamit sermedim!
Vallahi de billahi de dinciye bölücüye oy vermedim,
Kurban olam sarı saçlım bir alt duduş ver.
Saygıyla esas duruşla selamladım hep o koltuğu,
Geçmişimin geleceğimin logosu ettim altı oku.
Bir solukta ezberledim, ezberlettim nutuğu,
Kurban olam mavi gözlüm bana bir yol gülüver.
Teen'inden mature'ına tam on beş milyon genciz,
Şu şanlı cumhuriyetin gönüllü askeriyiz!
Bir hızla kötülüğün geçmişine söveriz,
Kurban olam çağdaş yüzlüm galh bir yorgan ser.
Eğitimiyle sağlığıyla, otuzları özlüyoruz,
Gönençli iktidarınızın, yolların gözlüyoruz.
Sizinkiler okuyup, yar sizinkiler izliyoruz,
Bir kaza olursa eğer, memur "Kemal!" der.
...
Germedim cumhuriyetçi tartışmaları yar ben germedim,
Şu son bağımsız TÜRK YURDU'na dinamit sermedim!
Vallahi de billahi de dinciye bölücüye oy vermedim,
Kurban olam sarı saçlım bir alt duduş ver.
Saygıyla esas duruşla selamladım hep o koltuğu,
Geçmişimin geleceğimin logosu ettim altı oku.
Bir solukta ezberledim, ezberlettim nutuğu,
Kurban olam mavi gözlüm bana bir yol gülüver.
Teen'inden mature'ına tam on beş milyon genciz,
Şu şanlı cumhuriyetin gönüllü askeriyiz!
Bir hızla kötülüğün geçmişine söveriz,
Kurban olam çağdaş yüzlüm galh bir yorgan ser.
Eğitimiyle sağlığıyla, otuzları özlüyoruz,
Gönençli iktidarınızın, yolların gözlüyoruz.
Sizinkiler okuyup, yar sizinkiler izliyoruz,
Bir kaza olursa eğer, memur "Kemal!" der.
...
Pazar, Mayıs 16
Kartal
...İki hikaye anlatayım size.
Laz burunlu bir sultan var, alim, dahi filan ama şarklı olduğundan kelli gerici ve yobaz bir insan kendisi. Karadan gemi yürütmesiydi, atını denize sürmesiydi, çağ ayracı bişeyler yapıyor ergen yaşında. Gavur ellerin üzerinde uçan bir kartalın simgesi belleniyor. Hain batı kendisini kahpeliğilen zehirleyerek öldürüyor ve de şerefsiz vatikan evropa büyüklerine "BÜYÜK KARTAL ÖLDÜ" diye zafer mesajı geçiyor.
Yüzyıllar geçiyor.
Birinci dünya depreminde yuvasından çıkan bir kartal yumurtası yuvarlana yuvarlana tavuk kümesine düşüyor. Tavuk yumurtanın üzerine oturuyor, anaç bir hayvan zaar. Büyük buhran'a saatler kala yavrular doğuyor, bunun şekil şemal değişik tabi, iç bulandırıyor. Büyüdükçe gözü göklerde testis gösterip süzülen amarigan akbabasına takılıyor ve soruyor anaç tavuk sezen cumhur kemal'e "anne, biz böyle uçamayız he mi? bak benim de at tarraa gibi kanatlarım var? neyim eskik?"
Uçamayız koçyiğidim, biz yiğidin harman olduğu yerden gelmişik. Dünyada hiçbir cins hayvan yoktur ki, bizim gibi asil, bizim gibi çalışkan eşelenebilemesin, güven, çalış, günde üç öğün.
...
Cumartesi, Mayıs 15
Enemy of The State
...Samsun İl Eyyam Müdürlüğü de nasibini aldı, tüm çevre iller üç kuruş maaşımızdan nasiplenirken, has ikametimiz piç mi kalacaktı?
Transit'in içindeki -mesleği köken itibarı ile "şehir" anlamına gelen- köylü, "onuncu aya kadar bir ceza daha yerisen, ehliyetini bir yıl elinden alurlar." dedi.
(Şu geçenki olayda resmen görevden kaçan göbekli memur canım, ikiyüzyetmiştele yazarken pek bi "kaçar"ı yoktu, tu sörv end tu pırotekt, ow yea.)
Bu sefer şehrin içine tuzak kurmuşlar.
Kefir küfür etmedim, sonra anarşist diyorlar, sanki kötü birşeymiş gibi.
...
Cumartesi, Mayıs 8
Umarsızca Büyüyorlar

Doğuyorlar. Sen ergensin, derdin başından aşkın.
Deprem oluyor, şehirler, okullar.
Genç oluyorsun, hoplayıp zıplayıp sürünüyorsun; onlar emekliyorlar.
Her yıl farklı bir şehirde çalışıyorsun, okula başlıyorlar.
Ve bakmışsın eninde sonunda saçma sapan bir ticaretin ve bir yığın insanın içinde koca bir yalnızlığın ortasında hiçlikle çok meşgulken sen, onlar büyümüş ergen olmuşlar, senin yıllar önce saçmaladığın modların daha postmodernlerinde çok daha zırvalayıp saçmalanıyorlar -en bir sersem bön çocuk feysbuk iletileri- ve kocaman olmuşlar ve gülüyorlar ve eğleniyorlar ve kimbilir gizliden ağlıyorlar.
Senden çok uzakta umarsızca büyüyorlar.
...
Resim: 1996 doğumlu kızkardeşim Aysun ve "kuzi"si (öehh) Büşra.
Beceriksiz
...
Kafan zehir gibi dedi bir abim daha bana, iyi yerlere geleceksin, ama bu kadar "dik" olma.
Hala "dik" miyim abi dedim, dört yılı doldurdum, bu benim en civilized halim.
Askerde subayına çıkışıp isyan oynayan, toy çaylaklıklarında patrona kızıp duvar tekmeleyen ergenden, 6 ay cipram uyuşturucusuyla -4 sene önce- bu hale evrildim.
İnan abi salak değilim, toy değilim, konuşurken insanların kafasından geçenleri bilmiyor değilim.
Ve şartel atıp içimdekini salıvermezsem, -kızıyorsun ya yapma bunu diye- "kanını akıtırım lan senin şerefini siktiğim" bakışını hiç olmazsa bakışımda tutup el ayak tepkilerine (=yumruk, tekme, bıçak, tank, top) inkılap ettirmezsem inşallah en azından bu minvalde kalıp kendimden yemeye devam edebilirim.
Lakin -karakter meselesi- daha fazla eğilebileceğime, daha fazla "medeni"leşebileceğime ihtimal veremiyorum, amatörlükse amatörlük, toyluksa toyluk.
Herşeyi yaparım abi, herşeyi öğrenirim, her işe karşı dayanırım.
Lakin 40 yaşında kıçı başı oynayan adamlara içimden küfür ederken gülümseyerek kelam etme ve her daim politik olma işleri var ya -CPU gibi çalışan abaküs o ayak oyunu hesaplarını yapamıyor işte- o işleri ne olursa olsun beceremem gibime geliyor.
Tiksintiler grizu gibi patlamazsa eğer, bu işin kalemi olmasam da bir yerlere gelirim hasbelkader, lakin sana dediğim gibi, daha az insan, daha fazla kafa, keşke böyle bir işim olsaydı diye -saha yönetimi yerine marketing, brand mng. gibi- iç geçirmekten de vazgeçmeyeceğim, bu yollardan geç ve oraya öyle git dedin ya, eyvallah diyeceğim.
Lafımızı ipleyen herkese de hönküreceğim: sevmediğiniz işin koyun götüne rahvan gitsin, mecburiyetiniz, eyyamınız, politikanız yere batsın.
...
Amariga'da P&G'de müdürken sikerim böyle işi diyerekten Türkiye'ye dönüp DJ olmaya karar veren Funky C'ye, yine Amariga'da Intel'de yöneticiyken ve hayvanat gibi bir gelecek vaat ederken "sıkılıp" istifayı basıp karısıyla kendi butik işini kuran arkadaşımın arkadaşına, doğruluğundan dolayı hak ettikleri yerlerin altlarında kazınan nice insanlara ve böylesi tüm cengaverlere selam ederim. Ama ne fayt klap'taki Edward Norton gibi, ne de amerikın biyuti'deki Kevin Spacey gibi istifa edebilirim, çünkü bu dört yılda dördüncü işim :/
Kafan zehir gibi dedi bir abim daha bana, iyi yerlere geleceksin, ama bu kadar "dik" olma.
Hala "dik" miyim abi dedim, dört yılı doldurdum, bu benim en civilized halim.
Askerde subayına çıkışıp isyan oynayan, toy çaylaklıklarında patrona kızıp duvar tekmeleyen ergenden, 6 ay cipram uyuşturucusuyla -4 sene önce- bu hale evrildim.
İnan abi salak değilim, toy değilim, konuşurken insanların kafasından geçenleri bilmiyor değilim.
Ve şartel atıp içimdekini salıvermezsem, -kızıyorsun ya yapma bunu diye- "kanını akıtırım lan senin şerefini siktiğim" bakışını hiç olmazsa bakışımda tutup el ayak tepkilerine (=yumruk, tekme, bıçak, tank, top) inkılap ettirmezsem inşallah en azından bu minvalde kalıp kendimden yemeye devam edebilirim.
Lakin -karakter meselesi- daha fazla eğilebileceğime, daha fazla "medeni"leşebileceğime ihtimal veremiyorum, amatörlükse amatörlük, toyluksa toyluk.
Herşeyi yaparım abi, herşeyi öğrenirim, her işe karşı dayanırım.
Lakin 40 yaşında kıçı başı oynayan adamlara içimden küfür ederken gülümseyerek kelam etme ve her daim politik olma işleri var ya -CPU gibi çalışan abaküs o ayak oyunu hesaplarını yapamıyor işte- o işleri ne olursa olsun beceremem gibime geliyor.
Tiksintiler grizu gibi patlamazsa eğer, bu işin kalemi olmasam da bir yerlere gelirim hasbelkader, lakin sana dediğim gibi, daha az insan, daha fazla kafa, keşke böyle bir işim olsaydı diye -saha yönetimi yerine marketing, brand mng. gibi- iç geçirmekten de vazgeçmeyeceğim, bu yollardan geç ve oraya öyle git dedin ya, eyvallah diyeceğim.
Lafımızı ipleyen herkese de hönküreceğim: sevmediğiniz işin koyun götüne rahvan gitsin, mecburiyetiniz, eyyamınız, politikanız yere batsın.
...
Amariga'da P&G'de müdürken sikerim böyle işi diyerekten Türkiye'ye dönüp DJ olmaya karar veren Funky C'ye, yine Amariga'da Intel'de yöneticiyken ve hayvanat gibi bir gelecek vaat ederken "sıkılıp" istifayı basıp karısıyla kendi butik işini kuran arkadaşımın arkadaşına, doğruluğundan dolayı hak ettikleri yerlerin altlarında kazınan nice insanlara ve böylesi tüm cengaverlere selam ederim. Ama ne fayt klap'taki Edward Norton gibi, ne de amerikın biyuti'deki Kevin Spacey gibi istifa edebilirim, çünkü bu dört yılda dördüncü işim :/
Cuma, Mayıs 7
Şahbaz
...Eskiden, çok eskiden, yeryüzündeki hayat tanrılar tarafından salıncak misali sallanırken, kuş uçmaz kervan geçmez bir dağın eteklerinde, başka yerlerdeki hayatlardan bihaber insanların yaşadığı küçük bir köy vardı.
Dağın kasvetli gölgesinde, dışarıdan hiçbir yabancının gelmediği, içeriden kimsenin göçmediği, gözlerden ırak, gönüllere sapa, elli haneli bir köy.
Köyde toprak kurak, hayvanlar çelimsiz. Cırcırböceklerinin ötmeye mecali yok, çiçekler tohum saçmaktan çoktan vazgeçmiş. Erkekler göç edemeyecek kadar yorgun, kadınlar doğururken teker teker ölecek kadar güçsüz. Doğan bebekler yaşamaya hevessiz.
Köyden uzakta, uçsuz bucaksız güneşli topraklar diyarında yaşayan ağanın bereketli topraklarında çalışmak için her sabah iki saat yol yürüyen köylüler, aynı yolu akşam oldu mu üç saatte döner, karınları doğru dürüst doymadan, kara bir uykunun kollarında geleceği olmayan bir hayatın düşlerini görmeye dalarlardı. Ve yaşamaktan ziyade ölmeye yatarlardı.
Kadınlar öldükçe, erkekler çöktükçe, bebekler büyümedikçe... köy ıssızlığa doğru giderken... bir gece... Deli Hacer... köy meydanında çırılçıplak soyundu. Elinde bir değnek, kimsenin duymadığı bir müziğin ritminde çığlıklar atarak dans etmeye başladı. Sessizliğe alışkın köyün ıssız gecesinde böyle bir cümbüş, o zamana kadar ne duyulmuş ne görülmüş.
Bildikleri tüm duaları mırıldanarak evlerinden dışarı fırlayan köylüler gördükleri karşısında donup kaldılar.
Hacer... Deli Hacer... Cinli Hacer... etrafında birbirinin aynı küçük billur cücelerle çırılçıplak dans ediyor ve kimsenin bilmediği bir dilde şarkı söylüyor.
Zebun kimrek atançı
Tartihana burçka formançı
Karanzul vert
Karanzul vert
Hacer... etrafında cüceler... köy meydanında dans ederken... tüm köy halkı yıldızsız gecenin tehditkar karanlığında Hacer'den fışkıran kızıl ateşin karşısında korkudan titreşip dehşetle olan biteni seyrederken... Hacer'in kardeşi Mustafa eve gitti, kurban keserlerken kullandıkları bıçağı aldı, billur cüceleri yarıp, ya bismillah diye nara atarak kız kardeşinin üzerine çullandı ve onu orada bıçakla parçalayarak öldürdü.
Billur cüceler kayan yıldızlar gibi yok olup gittiler.
Bütün köy bunu gördü.
İşte lanet böyle başladı. Ama bunu anlamaları zaman alacaktı.
Çünkü Hacer'in ölümüyle birlikte, tanrılar sanki bir kurban almışçasına cömertleştiler. Gök yarıldı, yağmur yağmaya başladı. Yer yarıldı, nehirler coştu. Bir aya kalmadı, kıraç topraklar tahıla boğuldu. Her yerden bereket fışkırıyordu. Erkekler güçlendi, kadınların hepsi birden gebe kaldı... Köylüler artık ağanın hizmetinde çalışmaz oldu. Kendi topraklarında kendilerine yetecek kadar bolluk vardı.
Mustafa erenlere karışmıştı. Kardeşini öldürüp köyü lanetten kurtarmıştı. Gece gündüz evinde namaz kılıyor, ona dokunup kutsanmak isteyen insanların hayır dualarını topluyordu.
Ama geceleri kimselere anlatmadığı kabuslar görüyordu.
O zamanlar kimse bilmezdi ikiz kardeşlerin başka kimselerin anlamadığı özel bir dilleri olduğunu... anne karnında birbirleriyle konuşmaya başladıklarını... ömür boyu bu gizli dille anlaştıklarını... Mustafa... Hacer'in ikiz kardeşi Mustafa, kabuslarda aynı şarkıyı kendisi söylüyordu.
Zebun kimrek atançı
Tartihana burçka formançı
Karanzul vert
Karanzul vert
Beni ağam delirtti
Karnımda onun kötü dölü
Biri beni öldürsün
Biri beni öldürsün
Köylülerin, Hacer'in ölümüyle birlikte lanetlendiklerini, ondan önceki kurak ve tatsız hayatlarının bundan sonraki hayatlarından bin kat daha iyi olduğunu anlamaları ve geçmişleriyle birlikte aslında geleceklerini de yitirdiklerini öğrenmeleri bir yıllarını aldı.
O günden sonra hamile kalan tüm kadınlar ikiz çocuklar doğurdular.
Köy halkı bu tuhaf durumdan ürktü. Kadınlara da çocuklara da korkuyla bakar oldular. Korku hayata hakim olunca, yağmurlar yeniden kesildi. Toprak bereketini yitirdi. Köyde yaşam eskisinden de beter oldu.
Köyü önce Mustafa terk etti. Sonra diğerleri teker teker evlerinin kapısına kilit vurup uzak diyarlara göçtüler. Ortak tarihlerini kurak topraklara gömdüler. Unutmaya gittiler.
Kimse bir diğeriyle aynı yolu izlemedi. Birbirlerini kaybettiler... Kaybolmak istediler.
Unutarak kaybolunabilir sandılar.
O yıl doğan ikiz çocuklara gelince... anneleri onları diri diri toprağa gömdü. Hepsi Hacer'in laneti diye bildikleri bebeklerini, bir yaşına gelmeden kendi elleriyle öldürdü.
Sadece iki bebek sağ kaldı onların içinden; iki erkek bebek...
Bu bebekler büyüyecek ve üreyecek. Kulaklarında hep aynı şarkı, geçmişlerinde ve geleceklerinde ortak lanet.
Biliyor musunuz, Tanrı'nın varlığı tartışılabilir ama kaderi inkar etmeye kimsenin gücü yetmez. Eğer olacakları kendimiz tayin edemiyorsak, her şey isteklerimizden ve hayallerimizden bağımsız, bildiği gibi vuku buluyor... deli nehir gibi kendi asi yolunu izliyor... nihayetinde hiç aklımıza gelmemiş yerlere varabiliyorsa... kader vardır.
Hayatın bizden bu kadar bağımsız ama bizim adımıza ilerleme gücü her zaman korkutur.
Kimi ruhlar mutlak kadere direnmenin asil hevesini kuşanırlar. Ama içine düştükleri adil bir savaş yada kuralları kesin bir oyun değildir ki. O yüzden onların hüzünlü yenilgilerini sukunetle ve üzülerek seyrederim.
Benim kaderi yönlendirdiğime inananlar da yok değil. Evet, belki bazılarının aklına girdiğim doğrudur. Görmediklerini gösterdiğim, istemediklerini istettiğim, akıllarını çeldiğim söylenebilir. Ama onların bana kanması da bir kader sayılmaz mı?
Şahbaz'ın varlığı da kaderin akıl almaz bir oyunu olamaz mı?
...
Pazartesi, Mayıs 3
Hooop Güm
...
Yeşil yanıp sönüyor, liman kavşağı, polis var, durayım, durdum.
Yanımda ne zamandır arayıp da bulamadığım satış temsilcisi Uğur var, şişeci ama -şişeciler deterjanda suckz genelde- olsun.
Güm, Uğur uğurlu geliyor.
Kalkıp bakıyoruz, bir Jaguar ön arka dağılmış, arkasında Seat Leon pert, kaldırıma çıkmış, dumanlar, radyatör suları, yamulmuş lastikler, eyırbegler, kimsede bişey yok.
Benim tosunun arka tamponda az bişey hasar.
Sonrası birkaç saat klişe işte.
Polis kaçıp gidiyor, ne bok yerseniz yeyin diye.
Jaguar'ın içinden çıkan adamın okuma yazması yok, tutanağını ben yazıyorum, araç soyadıyla aynı adı taşıyan tekstil firmasına ait, adreslerde Güngören'ler, Okmeydanları.
Seat'tan çıkan kikirdekler gülme krizinde, taşşak geçiyorum daha da soytarıyorlar, araba pert etmişler keyifleri yerinde, dertleri başka, istediklerini vermiyorum.
Bu saçmalığa saatler ayırdım, Mayıs alım planı kaldı geceye.
Hayat böyle küçük şakalar yapıyor, cana bişey olmasın.
...
Yeşil yanıp sönüyor, liman kavşağı, polis var, durayım, durdum.
Yanımda ne zamandır arayıp da bulamadığım satış temsilcisi Uğur var, şişeci ama -şişeciler deterjanda suckz genelde- olsun.
Güm, Uğur uğurlu geliyor.
Kalkıp bakıyoruz, bir Jaguar ön arka dağılmış, arkasında Seat Leon pert, kaldırıma çıkmış, dumanlar, radyatör suları, yamulmuş lastikler, eyırbegler, kimsede bişey yok.
Benim tosunun arka tamponda az bişey hasar.
Sonrası birkaç saat klişe işte.
Polis kaçıp gidiyor, ne bok yerseniz yeyin diye.
Jaguar'ın içinden çıkan adamın okuma yazması yok, tutanağını ben yazıyorum, araç soyadıyla aynı adı taşıyan tekstil firmasına ait, adreslerde Güngören'ler, Okmeydanları.
Seat'tan çıkan kikirdekler gülme krizinde, taşşak geçiyorum daha da soytarıyorlar, araba pert etmişler keyifleri yerinde, dertleri başka, istediklerini vermiyorum.
Bu saçmalığa saatler ayırdım, Mayıs alım planı kaldı geceye.
Hayat böyle küçük şakalar yapıyor, cana bişey olmasın.
...
Pazar, Nisan 25
Kal
...Tohumsuzu makbul. Sen koy gene, patlar çıtır çıtır. İçindeki depresyon yüzüne vurur nefes çektikçe. Deniz karanlık, kumsal karanlık, dere karanlık. Ondokuzmayıs diye isim verdim bahçelerinizden geçerken farımıza yakalanan yaban tavşanına.
Pazar. İlaadik derler, gölün ortasından mı geçiyorum lan? Hayal görmüyorum. Amasya il sınırı. Dağın tepesinde göl. Yeşil lan bu? Ağaçlar suya batmış?!
Günbatımı. Bir uçak tebeşir izi bırakıyor mavi tahtaya, hava soğuyor.
Serkan oğlum niye dalgınsın? Muhabbet güzel. Yok bişey. Sokarım işine gücüne, güneşe çıkardık seni bugün, gücüne gitmesin Pazar.
Bırak siktir git, birkaç gün tarih hepsi, en iyi arkadaşlar İstanbul, Ankara, İzmir; boşanma kararı, istifa kararı, intihar kararı. Bırak buraları, yada ait ol.
Kendin ol, siktiret hafta içi -deterjan- detayını.
Ama öyle dalıp gitme yeter ki.
...
Perşembe, Nisan 22
2 YÜZ

Bu, Shere Khan'daki 200. yazı.
İki bin sekiz'in son aylarında bir iki karalamayla başlayan süreçte şu ana kadar iki yüz başlık atmışım.
İlk blogunu okuduğum kişi, Sevan Nişanyan'ın bloguna yaptığı bir yorumla tanıştığım Hasan olmuştu.
Ve bir iki yazısından sonra oturup tüm bloglarının arşivlerini eşelediğim Suat abi.
Benim burayı "Takipteyim"inde ilk gördüğüm kişi, İda'nın annesi, Ankara insanı Ebru.
Ben bu olaylara yeni başlarken münevver düşmanı seviyesiz blogunda "200. YAZI" başlıklı yazısını okuduğum Taylan.
Ve benim buradaki yazıları yorumlayan, okuyan insanlar... Ben kendim zırvalar, kendi hezeyanımı kendim okurum diye şeyettiydim ama?
Galiba yazmaya devam edeceğim.
...
2 YÜZ demişken, şunu gözden kaçırdıysanız mutlaka okuyun derim.
Pazar, Nisan 18
Masal

Şimdi size doğduğum köyden "yedi canavar paylaştı gelini" diye sözleri olan türkü hatırladığımı söylesem aklınıza kimbilir neler gelir. (İçiniz kötü içiniz.)
Bilseniz olay bambaşka. Tarladan alas bulas (evet, Rumca) pınarına dün evlendiği kocası ve yeni anası içsin deyu su doldurmaya giden güzeller güzeli gelini, yedi canavar (kurt) paylaşıveriyor. Kız dönmeyince şüphelenen koca pınarbaşına gidiyor ve kan revan içinde elbise parçalarıylan kırık bir testi buluyor.
Akşam sofrası ertelerinde dama mendil çırpmaya çıkan çocukların bile bazen canavarlara yem olduğu anlatılırdı. Aç kurtlar kış geceleri damlarda gezermiş. (Bizim eski evde dev bir kurt postu varmış, büyük dede vurmuş.)
Ya "bağrıgöçük" efsanesini bilir misiniz? Babannem çocukluğumdan hatırlarım bağrıgöçük dedeyi, derdi. Hakikaten göğüs kafesi içine göçmüş bir adammış, yüz yıla yakın yaşayan.
Efsaneye göre Toroslarda, Antalya'da kışlayıp yazları Isparta'ya, Sultan Dağları'na ve bizim oralara doğru gelen yörük kafilelerinden birinde herhalde geri çekilmeden falan da haberi olmayan bir sığır kocanın karısı yine hamile kalınca adamın canına tak etmiş ve kadıncağızı bu çocuğu istemem diye tehditlemiş. Mübarek kadın düşürmeyip doğurduğu çocuğunu Allah'a dualar ederek, aflar dileyerek koca korkusu bokuna bir kayanın altına gizlemiş. Mevsim bitip döndüklerinde kayanın altına bakmış ve başparmağını emer halde oğlanı canlı buluvermiş, yalnız kaya bastırdığından çocuğun bağrı birazcık göçmüş tabi. Bu Allah'ın bir mucizesidir diye şeyetmişler. O çocuk da işte bizim köyde yaşamış sonradan, bağrıgöçük dede olarak tarihte yerini almış. Bu fedakar kadını yücelten bencil erkeği itin götüne sokan bir hikaye, bilge erkeği yüceltip meraklı ve aptal kadını yere batıran cinsi de mevcut. Şöyle ki :
(Ben avrat kısmısının herşeyi bilmemesi gerektiğini işbu efsaneden öğrenmiştim.) Bizim köyden mübarek bir adam her sabah yanına biraz tuz alır Efe Pınarı'na çıkar, halis mulis geyik sütüyle geri dönermiş. Karısı da meraktan çatlarmış. Adam bilge biri olduğundan anlatmazmış asla. Neden sonra işte hatun bir sabah bunu izliyor, adamın dünya güzeli bir geyiği (yoksa ceylan mıydı lan?) kendine alıştırdığını, kayanın üstüne döktüğü tuzu hayvan yalamakla meşgulken usulca sütünü sağdığını görüyor. Kıskancından ertesi sabah erkenden kendisi deniyor, hayvanı kaçırıyor, büyüyü bozuyor, adam da bir daha bulamıyor bu mucizeyi. Yani kadın herşeyi BOK EDİYOR. Çocukken bu sonucu çıkarmıştım.
Sanırım ergen arkadaşlarla diskoya gitmek yerine yazları köyde geçirmemin sebebi işçiyi, köylüyü anlamak, el becerisi ve güç geliştirmek saçmalıkları değil aslında biraz bunları dinlemek, modası geçmeden Anadolu deseni görmek, kökenlerim itibarı ile kim olduğumu daha iyi anlamak, işinin son demlerini yaşayan demirciyi, kalaycıyı, semerciyi seyretmek, ve yok olup giden bir oluşun, zavallı bir kültürün izlerine dokunmaktı. Tamamıyla içgüdüsel.
Biraz kafam basmaya başladıktan sonra daha gerçekçi kısımları sorgulamaya başladım. 1956 Bisse savaşını yirmi kez anlattırmışımdır dedeme. (Komşu köy Bisse -evet, Rumca- ile su kavgası, bizden iki kişi ölüyor, Jandarma geliyor, döğüşü bizim köy kazanıyor ama akıllı Bisseliler sonradan masada kazanıyorlar, klasik Türk hikayesi.) Kavgalar, cinayetler. Kesif ve net bir fakirlik. Yutkunmalı sefalet. Anadolu açlığı. Jandarma dipçiği, karne. Defter şeklinde kafa kağıdı. Menderes geldi karnımız ekmek gördü. Sonra yetmişler. Çıra, idare lambası. Köye elektriğin gelişi. Siyaset. Senin adamın benim adamım. Bi bok bilmeyen adamlar sağcı, bi bok bilmeyen adamlar solcu.
Köye çileği getiren Bursalı ziraat mühendisini döverek kovan bağnazlık. (Köy çilekle kalkındı.)
Akşehir'de Atatürk'ü gördüğünü anlatan adamı "Domuz gibiydi." demesi yüzünden ipe götürürlerken "Bizim burda sağlıklı, güçlü anlamına gelir." diyerek kurtaran dayanışma.
Cahillik. Saflık. Şark kurnazlığı. Ama hep aynı naif, hep aynı mahçup, hep aynı hakkı yenmişlik.
O Yaşar Kemal romanlarına dekor olabilecek köyü, o tarihi iyi ki özümsemişim. 2000'lerden sonra şalvar giymiyor artık kadınlar. Kimse eski harflerle yazmıyor. Oğlanlar Ceza dinliyor. Kızlar dizi seyrediyor. Herkes Feysbuk'a üye.
3 yaşımdan sonra hiç yaşamadım orada. Ancak çocukken elime yavru kartal alıp sevmişliğim, sabahları dağa çıkıp Efe Pınarı'ndan su içen şahinleri seyretmişliğim, o çam uğultusunu dinleyip o Ömer Seyfettin tasviri doğayı hafızama kazımışlığımı kazanç sayıyorum modern dünyaya bakarken. Metropol tipi hayatlar yaşarken ara verip hatra getirebileceğim dokular bulmuşluğuma şükrediyorum.
Ve artık babannemden sabahlara kadar o hikayeleri dinleyip o sahneleri hayal etmek için uzun yıllar beklemem gerektiğini biliyorum.
...
Rumca isimler hk. Kurulduğundan bu yana (600 yıl) ismi Türkçe olan kasabamızın çevresindeki köylerin tümünün adı Rumcaydı, değiştirilip hepsinin Türkçe yapılışı yenidir, çocukluğumdan hatırlarım. Bisse-Çamlı, Ökes-Yaylabelen, Elevres-bunu unutmuşum.
Duyuru
...
Bir Ece Ayhan kitabı armağan edilesim var.
İlgili güzel insanlara duyurulur.
...
Bir Ece Ayhan kitabı armağan edilesim var.
İlgili güzel insanlara duyurulur.
...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
