medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Ocak 8

Taraf, Sevan Nişanyan, Kelimebaz

Kelimebaz’a ne oldu?

Taraf’taki konumum ilk günden beri eğretiydi. Sanki “kerhen” yazmama izin verildi. Sevan Nişanyan kamuoyunda “tepki toplayan” bir isim, “aman gazeteye bir zarar vermesin” tavrı ısrarla hissettirildi. Bir-iki kez hatırlattığım halde yazarlar künyesine adım yazılmadı. Gazetenin ilk sayfasındaki vinyetlerde de adım bir kez olsun anılmadı. Ahmet Altan “gerek görmemiş”.

14 ay boyunca önceleri her gün, sonra haftada altı gün yazı yazdım. Aynı bayat lafları dön dolaş tekrar etmek yerine, özgün araştırma ve düşünme gerektiren yazılar yazmaya çalıştım. Bunun için bir kuruş para almadım. “İleride ödenecek” ya da “kusura bakma para ödemeyeceğiz” gibi bir açıklama da duymadım. Sonuçta para çok mühim değil. Ama yarım ağızla da olsa bir kere teşekkür eden çıksa sanırım daha mutlu olurdum. Çıkmadı.

21 Eylülde çıkan dine ilişkin yazımdan sonra, kabul edilebilir küstahlık sınırını aştığını düşündüğüm tavırlarla karşılaştım. Birkaç kez alenen fırça yedim. Yazılarım – herhangi bir açıklama veya ikna teşebbüsü olmadan – gelişigüzel makaslanmaya başladı. Ekim ayında çıkan iki kitabımdan gazetede tek satırla söz edilmedi. Gerekçe olarak, dine ilişkin yazılarımın “gazeteye zarar verdiği” söylendi. Gazetenin “bir süre” beni destekliyor görünmek istemediği bildirildi. Siyasi konulardan uzak durup kelimelere yoğunlaşmam “tavsiye” edildi.

Hemen her gün onlarca ölüm tehdidi alıyorum. Jandarması, emniyeti, savcılığı bunları ciddi buluyor. Ben pek önemsediğimi söyleyemem. Ama şunu net olarak görüyorum ki, gazetem bu konuda da arkamda değil ve yarın bu tehditlerin ufak bir kısmı da gerçekleşecek olursa arkamda durmayacak. Bu da, takdir edersiniz ki, hoş bir duygu değil.

Kusura bakmayın ama bu yaştan sonra bu saçmalıklara tahammül edecek sabrım yok. Yeterince yapacak işim de var. Bu kadar Kelimebaz yetsin.

*
Kelimebaz’ı yazmak güzeldi. Sizi bilmem ama ben çok şey öğrendim. Çok güzel feedback’ler aldım (neydi bunun Türkçesi?). Dostluk ve sevgiyle yazan okurlarım oldu. Bir kısmı yazışma faslının ötesine geçen arkadaşlıklar kurdum. Hepsine teşekkür ederim.

Yazmak bir iptiladır. Elbette yazmadan duramam. Ama nerede, nasıl, şimdilik daha düşünmedim.

Sevan Nişanyan

Cuma, Haziran 19

Bu Adam Kimden Bahsediyor?

...

Adamım yine döktürmüş...

Lütfen okuyun, Allah aşkına okuyun yaw, he he deyip geçmişsinizdir belki. Okumazsanız dokunduruyor zira, "Sen gazete okuma... Kitaba elin değmemiştir, bilirim..." falan diyor, aman ucu dokunmasın.

Sırf bu gentleman'in istemediği partiye oy verdiler diye, bu ülkede yaşayan milyonlarca insanı -kaçıncı kez- ayı yerine koyuyor, cahil diyor, duyarsız diyor, aptal diyor, ayranbudalası diyor, daha fazlasını demeye getiriyor.

Bu vatandaş ve tayfası ilerici, milyonlar gerici.

"Islah edilmesi" gereken hayvanlar topluluğu, bunun bir benzerinin deyişiyle yığışım, kara kalabalık bu memleketin insanları.

Eyvallah, peki. Hadi öyle olsun.

Ben, kendi adıma, bu ülkede yaşayan kendi halinde bir genç birey olarak görüşümü söyleyeyim, naçizane, hakkım varsa.

Senin millete hakaret etme hakkını nerden aldığını da sorgulamayacağım söz.

Tüm bunlar seni ilgilendirmez demişsin, ilgilendiriyor, takip ediyorum, yıllardır. Dizi seyrettiğim, erkenden uyuduğum falan da yok. (Asıl senin çay demleyip erkenden yattığını, gündüzleri de Ankara sokaklarında "Onuncu Yıl Marşı'yla" adi adım yürüdüğünü okumuştum.) Neredeyse tüm gazeteleri ve yazarları okuyorum (maalesef, sen dahil). Benim yerime düşünen falan yok, olmasını da istemiyorum, bunun düşüncesinden bile tiksiniyorum. Benim için canını veren olduysa, bu senin savunduğun oligarşik güruhun kodaman mensupları değil, sisteminizin kurbanı bir garibandır olsa olsa (ve hakaret ettiğin yığışımın mensubudur) ve ben her ölüme üzülüyorum, ölümlerin de benim için falan olmadığını biliyorum. 25 yaşındayım ve senden daha fazla kitap okumuşumdur. Paris'e falan gitmek nasip olmadı ama senden çok daha dünyalıyım mantalite itibarı ile, ikibinotuzları hayal ediyorum (senin gibi bindokuzyüzotuzları değil). Neden zengin ülkenin yoksuluyum, sorguluyorum, ve sana, gazetene, temsil ettiğiniz sisteme acı bir gülümseme ile bakıyorum. Bu arada o dediğin "Unutma ey halkım... Unutma bizi..." diye ricada bulunan adamı kimlerin, hangi kirli düzenin katlettiğini de senden iyi biliyorum, sen bu düzenin parçası olduğun için onların işaret ettiği tarafa bakıyorsun. Nohut, kömür, kanepe falan almadım. Seçeneklerin hiçbirini kendime yakın bulmadığım için oy kullanmadım. Senin insanlara hakaret etme hakkının gerekçesi (?) olan partiye de oy vermedim, senin oy verdiğin devletçi-gerici ama size göre her daim ilerici (!) partiye de. Devlet içindeki soğuk savaş da, senin savunduğun oligarşik düzenin geç kalmış bir tasfiyesi ile -elli (yüz?) yıldır biti iyice kanlanmış- paslı çivilerin buna direnişinin çatışmasıdır. Bu temizlikte kodese tıkılan maşaların "benim akılsızlığımın faturasını ödediklerini" falan düşünmüyorum (hele vatan kurtaran aslan olduklarını hiç düşünmüyorum, aklı olan kimse de düşünmüyor), ki beter olsunlar ve devamı gelecek, gelsin istiyorum, elebaşlarına kadar. Tek bir şeyde aynı düşünüyoruz diyebilirim, evet, "başları dertte", aşağıladığın kalabalığın yıllardır olduğu gibi.

Şimdi, "ilerici" ve "çağdaş" aydın, mental olarak içinde bulunduğum ve fiziksel olarak beraberce yaşadığımız 21. yy.dan senin histerik / acıklı dünyana sesleniyorum: asıl sen at gözlüklerini çıkar.

Şu pasajı da iyi oku,

"Türkiye’de, 1960’da fert başına düşen gelir 194 dolardan bugün 10.000 dolara ve ihracat 200 milyon dolardan 130 milyar dolara yükselmiş, dışa açık bir piyasa ekonomisi modeline geçilmiştir. 1960’da Türkiye nüfusunun yüzde 30’u şehirliyken, bugün yüzde 80’i şehirlidir. 1960’da yüksek öğrenimde okullaşma oranı sadece yüzde 3 iken, bugün yüzde 40 civarındadır. 1960’larda Kızılay, Çocuk Esirgeme Kurumu gibi dernekler dışında sivil toplum kuruluşu yokken, bugün binlerce gönüllü kuruluşun milyonlarca üyesi mevcuttur.

Kısaca, 27 Mayıs’tan bu yana geçen yarım asırlık dönemde Türkiye, kapalı, fakir, köylü, eğitimsiz ve örgütsüz bir toplum yapısından dünyaya açık, zenginleşen, eğitimli, şehirli ve örgütlü bir toplum yapısına ulaşarak tam bir ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasî bir dönüşüm gerçekleştirmiştir.

Sizin anlayacağınız, artık karşınızda borazanları öttürerek koyun sürüsü gibi güdeceğiniz bir toplum yoktur..."


Artık ne adına hangi konuma düştüğünü de kendin düşün Bekir Amca.

...
Edit: Bir de Seviyesiz'den okuyun.

Perşembe, Haziran 18

Militaristi Faşisti Eksik Olmayasıca Memleket

...

Bekir Coşkun insanı, sağolsun, tüm entelektüel derinliğini tekrar faş etmiş.

Allah'ım ne kadar ilerici, ne kadar demokrat, ne kadar aydın! (Darbecibaşı Şener Eruygur'un posterini taşıyan ADD'li bağyanın elindeki pankartta yazıyordu bu üç sıfat, herhalde ülkeyi 29 yıl geriye götürmek istediği ölçüde ilerici, darbe istediği ölçüde demokrat, ilkokul seviyesinde analizler yapıp konuşabildiği ölçüde aydın! Allah'ım şaka gibiler!)

Buram buram militarizm, buram buram korporatizm, elitizm, halk düşmanlığı, birey düşmanlığı, devletçilik, bürokratçılık, oligarşi isteği, 1930'lara özlem, iğrenç!

Bir kesimin garip ayrıcalıklı konumunu koruma ve kollama gayretinin ideolojik bahanelerini, reflekslerini, maskelerini, saçma argümanlarını, ideoloji diye, ilericilik diye , çağdaşlık diye benimseyen -her yaştan açık alınlı genç- bön bir güruh var bu ülkede ve bu adam aynen onların psikolojilerini yansıtıyor...

Askerler elbette dincilerin devlete "sız"maları konusunda birşeyler yazarmış, bir de bunu o ucubik, o darbe mahsülü İç Hizmet Yasası'na ("koruma ve kollama görevi") dayandırmıyor mu, utanmadan, sıkılmadan. Darbe sözcüsü müsün be adam?!

Bize demokrasiyi bahşeden de zaten bu askerlermiş. Of! Of!

Ulan askerin yeri neresi?! 150 yıldır neler çektik bu yüzden!

Bu da finali yazının,

Dinci kadrolar, tarikatçılar Türkiye’yi ele geçirirken... Askerlerin seyirci kalacaklarına inanan bir tek kişi var mı?..

...

Lütfen bi çay koyar mısın Bekir Ağbi, gel otur, bi soluklan hele.

Sayın Büyük Yazar,

Beyaz Türkler denilen entelektüel düzey fakiri kesimde, en sevilen yazarmışsın. Çok satan bir yerde yazıyorsun. Saçmalıklarının üzerinde tek tek durmanın gereği yok. Yalnızca bir şey söyleyeceğim.

LÜTFEN ARTIK 21. YY. A GEÇİŞ YAP BE YAW! ŞÖYLE BİR DÜNYAYA BAK! ORTAMEKTEP İNKILAP TARİHİ KİTABINDAN ÇIK!

Yetti ulan saçmalıklarınız. Yetti be!

Çocuklar bile yemiyor artık.

Bu geriliğinizi ilericilik diye yutturmanızı.

Gittikçe marjinalleştiğinizin, komik kaçtığınızın farkında mısınız? Bu kıymetsiz yazıyı da kapladığınız sütunun popülerliği hatırına yazdım ya, zaman kaybı, hem de bu üslup beni itici yapıyor... (Ama herhalde senin kadar değil!)

"Okuma kardeşim" olmuyor işte, bir sürü boş velet, bir sürü boş adam bunlara maruz kalıyor.


Sonra ülkeyi kan götürüyor. İnsan hayatı üç paralık bir kurşuna eşdeğer oluyor. Kitleler bunu normal karşılıyor.

Biz de oturup ağlıyoruz.

Seviyesiz Bey, lütfen, al şunu elimden...

...
Bonus Okuma; bu yazıdan, Bekir Coşkun'dan, Perihan Mağden'in deyişiyle "zeka özürlülerle aynı demokrasi dersinde olmaktan" falan sıkılana Sivilay Abla iyi gelir. Ellerinden öpüyorum abla. İyi ki varsın. Buyrun burdan yakın efenim, Sivilay Genç, bugünkü yazısı.

Pazar, Haziran 7

Bokunu Çıkarmak...

...

Allah'ın eziği. 10'lu yaşlardaki "memleket" geyiklerini aşamamış.

Benim memleket senin memleketi döver.

Ulan ne başımıza kaktınız be!

Ben de İzmir'de okudum, İzmir'de askerlik yaptım, severim, gerçekten farklı bir havası vardır.

İyi de insanları nefret ettirmek niye? Ötekileştirmek niye? Tepeden bakmak niye?

Buyrun:

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/11812993.asp?yazarid=249

Ankaralılar da yapar bunu, İstanbul için 15 milyonluk fosseptik çukuru falan derler.

Bu, köylülük alametidir.

İstanbul, dünya tarihinin imparatorluklar tarihi müzesi, bizimdir.

Bir başka tarihin beşiği, Smyrna, İzmir, o da bizimdir.

Cumhuriyet'in projesi Ankara da bizimdir.

Şimdi bidon kafanın üstün (!) yazı tekniğine öykünüp 77 ili virgülle aralayarak sıralamayacağım.

Ama hakkaten sıktın be boyozum!

...

Diyeceksiniz ki, beğenmiyorsan okuma kardeşim. Okuyorsan da bu kadar ciddiye alma. İyi de adam 500 bin satan gazetede yazıyor, maruz kalmamak mümkün değil ki, elbette eleştireceğiz. Mevzunun kendi fikrimizi yazanı övmek, karşıt fikri yazanı dövmek olmadığını da, tanıyanlar bilirler. Kesin doğru, yoktur. Olsaydı, karşıtları yaşamazdı. Herşey koşullanmalara tabi. Farkındayız. Kutuplaşmış falan da değiliz. Lakin, vicdanlarıyla yazsınlar, canımızı yesinler. Tek beklentimiz budur.
Orada yazmaya değecek düzeyde yazsınlar, orada yazmaya değecek düzeyde olsunlar...

Perşembe, Mayıs 21

Ustaaa Ne İş?!



'Kurtlar Vadisi fenomeni' filan tamam da...


"Terörle mücadele kapsamında İçişleri Bakanlığı'na bağlı Kamu Düzeni ve Güvenliği Teşkilatı kuruluyor. Bakan Beşir Atalay'ın yaptığı açıklamaya göre..."


Oha yani.


6 yıldır ilk kez "E Oha" dedim.


Aga, diziyi izleyip ona göre mi yönetiyorsunuz ülkeyi, yoksa diziyle devletin piarını mı yapıyosunuz, halkı mı bilgilendiriyosunuz...



(Dizide de bu müsteşarlık birkaç bölüm önce kurulmuştu, başına Ergenekoncu İskender "Büyük" getirilmişti. Polat devlet büyüklerinin götünü kurtarmaya uğraştıkça onlar onu dışlıyor, kendilerini düdükleyecek olan İskender'i yükseltiyorlar, falan.)

ABD'ye yerleşmeye giderken 11 Eylül'e denk gelip "vatan"a geri dönen Polat, KV dizisinden sonra KV Irak'ı çekip, Amerika'dan (çuval olayı) intikamımızı almış, yaptığı gişeyle de Amerikalıları kaygılandırmıştı.


Kurtlar Vadisi Terör'ün bir bölümden fazlasına da "ihtiyarlar" izin vermemişti hatırladığım kadarıyla. Denge gütmüşlerdir.


Şimdi de "...orduyla yargı yeter" falan diye gayet güzel laf sokuluyor bakıyorum.


Bu kadar gerçekle iç içelik...


Hey yavrum hey. Severek izliyoruz.


Bu yazdıklarımı da onursuz Yarbay Kenan okuyup fişliyordur beni şimdi. Derin Kebap İskender'e arz-ı hürmet ederim.


Dizi lan bu.


Resmen "football is never only football" oldu.


Hem izliyor hem yaşıyoruz, hem yaşıyor hem izliyoruz.


Kar'daki Serhat Şehir Gazetesi gibi bazen yaşamadan önce canlı canlı izliyoruz.


...


Polat lan, milli geliri kelle başı 30.000 dolar yap, bizi özgürleştir, barış içinde yaşat, demokratik hukuk devletini getir, Batı Avrupa'dakiler gibi sosyal güvencemiz olsun, köpeğin olurum valla...


Bor, toryum, neptünyum falan da istemiyorum. Amerikan şirketinde sağlam sakallı işe razıyım.


Bu uğurda Hitman Kazım'ın yanına yancı yazılmaya bile varım.


Bu vatana Shere Khan'lar gerek, ki ustasıyım vatan sevmenin, hastasıyım bakışlarının, aslan Polat!

Pazartesi, Mayıs 11

Ayşe Hür'den Kitap Listesi İstemek...


Ayşe Hanım,

Ne kadar büyük bir hizmet yaptığınızın farkındasınızdır, ahkam kesemem; artı, tereciye tere satmak olur ki, ne size sizin cesaretinizden, öncülüğünüzden vs. vs. bahsetmek bana düşer, ne de ben övgüyü becerebilirim. Bu beceriksiz mahçup girizgah sadece hakkı teslim etmek ve safımı belli etmek babında ki, Taraf'ı ilk günden, temsil ettiği değerleri de düşünmeye başladığımdan beri seviyorum; bilgiye ulaşmanın kolaylaşması ile, halkın çok, çok daha "ileriye giderek", imparatorluktan kötü bir faşizm (ve sonradan otoriter vesayet) altındaki iddiasız bir ortadoğu ülkesine "inkılap eden" bir devlete her geçen gün biraz daha fazla gelerek, onu en nihayetinde kendine layık bir seviyeye çekmesi ve herşeyiyle kendi devleti (demokratik hukuk devleti) haline getirmesi devriminde/dönüşümünde bir öncü (bu kelimeyi iki kere mi kullandım?:) olarak görüyorum. Artık eskisi gibi her görüşten müesses nizam muhalifinin hapislerde çürütülmesi mevzubahis ol(a)madığından, tüm ezberlerin üzerine gidilmesi, her konunun daha açık gözler önüne serilmesi ve insanların bilinçlenmesinin, düşünmesinin zamanıdır (oehhh). Kapalı kalan herşeyin aydınlatılması ve özellikle tabu kavramlardan başlanarak sorgulamanın, tartışmanın, gerçekleri anlatmanın zamanıdır (ahkam mı demiştim?:) Elitist-militarist dezenformasyon ve esasında mevcut düzenden çıkarı olan zümrelerin direnişine sloganla hizmet eden resmi propoganda mağduru "okumuş genç"lerin ilkokul ezberlerini -bazen malesef faşizme vardırarak- dramatik ve üzücü bir şekilde tekrar tekrar ... (fren efekti) bir dakika yaa benim gene çenem düşmüş ne yapıyorum ben? 'Vaktinizi almayacağımı da baştan belirteyim' tarzı bir giriş cümlesi düşünürken...

Neyse Ayşe Hanım, benim küçük ricam, -belirttiğim (belirtmez olaydın!) sorgulamanın öncelikle resmi tarih eleştirisi üzerine olması gerektiği düşüncesiyle- 1908-1923, 1923-1938 özellikle de 1938-1950 dönemlerine ışık tutan, resmi idelolojiden bağımsız, önerebileceğiniz kaynakları istiyorum. D&R, Dost vs. kapılarından "O kitabın baskısı kalmadı", "Yeni baskısı yok, en son 71'de basılmış" cevaplarıyla çokça dönmüşlüğü olan biri olarak, şöyle Dersim İsyanı, Mustafa Muğlalı olayı, Nevzat Tandoğan'ın efsanevi liriği ("Ulan öküz Anadolulu.." diye başlayan), Hikmet Kıvılcımlı neden hapis yattı, Simavi'nin Hitler'in doğum günü partisinde ne işi vardı, Cumhuriyet'in o yıllardaki yayın politikası (özellikle "amele hakları", Nazım, Kürtler vs. konularında) Atatürk'e yazılan mevlid ve ezan tasarıları, Lausanne ... Recep Peker'i tanımak istiyorum mesela. Resmi ideolojinin bize öğretmediği herşeyi bilmek istiyorum. Siz 1960'ı, 1971'i, 1980'i de dahil edin listeye. 1997 ve 2007'yi, Şemdinli'yi falan etmeyin, gözümüzün önünde yaşandı, onları zaten biliyoruz. Çok şey mi istiyorum? Bana kitap listesi yapacak zamanınız yoksa isim veremez misiniz? Sevan beye mi sorayım? ... (ulan rezil olduk koskoca Ayşe Hür'e)

Üç satırlık bir mail düşünüyordum Ayşe Hanım.

Cevabınızı saygıyla bekliyorum. (Cevap vermezseniz valla aynalara bakamam)

İyi çalışmalar,

serkanok1983.blogspot.com
P.S. Perihan Mağden'i de Taraf'ta görmek istiyoruz diyo arkadaşlar:)

RSVP

Ahmet Altan'a Mektup


Ahmet Altan Taraf'taki köşesi Kum Saati'nde 6 Mayıs'ta "Katliam ve Barış", 8 Mayıs'ta "Karayılan'ın Açmazı" nihayet 9 Mayıs'ta da "Ruh Hali" başlıklı makaleleriyle malum Kürt Sorunumuza değindi. Çok da iyi yaptı. Vurucu ifadelerle barış istedi.

Tahmin edilebileceği gibi, mevcut durumun devamına taraftar Türk ve Kürt milliyetçilerinden küfür mailleri aldı, tabir-i caizse "kimseye yaranamadı", öyle bir niyeti varsa tabi.

10 Mayıs'ta da "ne haliniz varsa görün" diye özetlenebilecek "Soranın da Anasını" başlıklı baştan sona sitem ve hayal kırıklığı örülü yazısını okuduk. "Batmayan gazetenin de anasını..." gibi okurlarını üzen kelimeler kullanacak kadar bunalmış anlaşılan.

Bu kadar sıkıldığını görünce dayanamadım, ben de birkaç cümle yazayım dedim, umarım okumadan silmez.

***
10.05.2009

(Bugünkü "Soranın da Anasını" yazınız üzerine)

Sorular, Sorular...

Neden bu kadar önemsiyorsunuz kuzum? "Mail yazmak" dünyanın en kolay işi, küfretmeyip de ne yapacaklar?

Öteleri kovalamalarını mı bekliyorsunuz? Hayal etmelerini, düşünmelerini; cam tavan sendromunu, Stockholm sendromunu aşmalarını mı bekliyorsunuz? 100 yıldır dayak yemekten iflahı kesilmiş "mecburen güce-tapar" bir toplumdan, onun "ezberlerden öte değil bildikleri, sloganlardan öte değil inandıkları" evlatlarından ne bekliyorsunuz?

Lise müfredatı tarih kitabından öğrenilen basit dogmalardan beslenmek, medya klişeleriyle kendini ifade etmek mi daha kolaydır, karanlıkta bırakılmış dönemlerin izini anı kitaplarında bölük-pörçük sürmeye çalışmak mı? Diyarbakırlı bir Kürt olan Ziya Gökalp ile, Çorumlu bir Türk olan İsmail Beşikçi'yi karşılaştırmalı analiz etmek mi daha kolaydır, ezbere farklı olan herşeye "hain" demek mi?

Her okunulan kitapla bin kitaba yol açılması, kitabın susamış insana deniz suyu etkisi yapması mı işine gelir bu atmosferde yetişen "birey(!)"in, halihazırda asker doğan her Türk'te (Kürtler de dahil!) default olan 'padişahım çok yaşa', 'gelene ağam gidene paşam' zihniyeti mi?

Hadi temelde askeri-sivil bürokrat kesimin, sonra rant ortağı medyanın, işadamının, siyasinin çıkarı var. Bir kısım propaganda mağduru zavallının da işine gelen kısmı, "olduğu gibi kabul etmek"tir. Size küfür yazanlar da maalesef bu kesim.

Şemdinli olduğunda askerdeydim. Ferhat Sarıkaya görevden alındığında yaşadığım hayal kırıklığını kelimelerle anlatamam. Koğuşta da yasaklı "Ve Kırar Göğsüne Bastırırken"i okuyordum. O günlerde Taraf'ın var olmasını çok isterdim. O günlerde ve babanızın deyişiyle önümüzdeki "20-25 yıl süreceğe benzer" itiş-kakışlı dönemde.

Sevgi ve saygılarımla,

Serkan OK