siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Ağustos 8

Ütopya?

...

Normal olan, iki yüz küsur tane şirketin/tomarla paranın/tartışılmaz iktidarın/lanet bir geleneğin/bön yığınların Stockholm sendromunun üstünde oturmayan, doğusunda -kirli bir- savaş olan ülkede tüm generalleri başkentte bulunmayan, siyasette, medyada bu kadar yalakası ve bokyedibaşısı olmayan, harcamaları denetlenen, hesap veren ve işiyle iştigal eden ordudur.

Milli Savunma Bakanı'na raporlayan Genelkurmay Başkanı ve astları ile İçişleri Bakanı'na raporlayan Jandarma Komutanı'dır.

Eee, şimdi? Sıkı gündem takipçisi ve "enseyi karartmayın"cı babama sordum, baba gidişat nire?

Biz takip etmekten, illallah etmekten yorulduk ulan kaç senedir. İki ileri bir geri, umutlana kırıla...

Yüz küsur senelik süreç bitiyor mu? Vallaha mı la?

Yemin ederim ağlarım ha.

...

Pazar, Haziran 6

Endişet'ül Maişet

...

Bizler, yağlı şirketlerin yağır kollarına atılmış maymun kitlenin içindeki akıllı mazlum genç azınlık, bilincimiz açık zamanımızın yüzde seksenini kayıntı korkusundan ayırmışız çalışmaya. Eğlenmek uyuşturmak, hızlı vur tosun, adet kısa, zaman çabuk, yol uzun.

Boş zamanlarımızda yamaç paraşütü, lycian way, ski falan yapmıyoruz, dil öğrenmiyoruz.

Grafiklerde, tablolarda tanımlı hayatımız. 17.30'da hepi haur'umuz falan yok.

Doğumuzdakinin hayatı taşşak geçer gibi bozuk para değerinde, batımızdaki mamur can sıkıntısından intihar ediyor.

Silahlar olmasaymış mutlu mesut yaşarmışız, en zengin 10 kalantor parasının yüzde bilmemkaçından geçseymiş açlıktan ölmezmişiz vesaire.

Şopen dinleyelim, hauer söyleyelim. Aydur:

"Varsayalım insan soyu kaldırılıp her şeyin kendiliğinden gelişip olgunlaştığı, sütlerin balların yerden kaynadığı, yiyeceklerin dallarından koparılmayı beklediği, herkesin gönlünden geçirdiğini hiç vakit kaybetmeksizin önünde bulduğu ve elde etmekte hiç güçlükle karşılaşmadığı Utopia ülkesine götürüldü; o zaman ne yapardı bu insanlar? Ya can sıkıntısından ölürlerdi, ya kendilerini asarlardı ya da olmadı birbirine düşerler, kavga dövüş birbirlerini boğup öldürürlerdi."

Ja das ist schön, şekerim, Allah'tan Utopia'da değiliz, bak dünyaya, çok farklı şeyler göreceksin.

...

Cumartesi, Mayıs 22

Cumhuriyet Kızına Yakarış

...

Germedim cumhuriyetçi tartışmaları yar ben germedim,
Şu son bağımsız TÜRK YURDU'na dinamit sermedim!
Vallahi de billahi de dinciye bölücüye oy vermedim,
Kurban olam sarı saçlım bir alt duduş ver.

Saygıyla esas duruşla selamladım hep o koltuğu,
Geçmişimin geleceğimin logosu ettim altı oku.
Bir solukta ezberledim, ezberlettim nutuğu,
Kurban olam mavi gözlüm bana bir yol gülüver.

Teen'inden mature'ına tam on beş milyon genciz,
Şu şanlı cumhuriyetin gönüllü askeriyiz!
Bir hızla kötülüğün geçmişine söveriz,
Kurban olam çağdaş yüzlüm galh bir yorgan ser.

Eğitimiyle sağlığıyla, otuzları özlüyoruz,
Gönençli iktidarınızın, yolların gözlüyoruz.
Sizinkiler okuyup, yar sizinkiler izliyoruz,
Bir kaza olursa eğer, memur "Kemal!" der.

...

Pazar, Mayıs 16

Kartal

...

İki hikaye anlatayım size.

Laz burunlu bir sultan var, alim, dahi filan ama şarklı olduğundan kelli gerici ve yobaz bir insan kendisi. Karadan gemi yürütmesiydi, atını denize sürmesiydi, çağ ayracı bişeyler yapıyor ergen yaşında. Gavur ellerin üzerinde uçan bir kartalın simgesi belleniyor. Hain batı kendisini kahpeliğilen zehirleyerek öldürüyor ve de şerefsiz vatikan evropa büyüklerine "BÜYÜK KARTAL ÖLDÜ" diye zafer mesajı geçiyor.

Yüzyıllar geçiyor.

Birinci dünya depreminde yuvasından çıkan bir kartal yumurtası yuvarlana yuvarlana tavuk kümesine düşüyor. Tavuk yumurtanın üzerine oturuyor, anaç bir hayvan zaar. Büyük buhran'a saatler kala yavrular doğuyor, bunun şekil şemal değişik tabi, iç bulandırıyor. Büyüdükçe gözü göklerde testis gösterip süzülen amarigan akbabasına takılıyor ve soruyor anaç tavuk sezen cumhur kemal'e "anne, biz böyle uçamayız he mi? bak benim de at tarraa gibi kanatlarım var? neyim eskik?"

Uçamayız koçyiğidim, biz yiğidin harman olduğu yerden gelmişik. Dünyada hiçbir cins hayvan yoktur ki, bizim gibi asil, bizim gibi çalışkan eşelenebilemesin, güven, çalış, günde üç öğün.

...

Cumartesi, Nisan 10

Sualli Cevablı İman Bilgileri


Takip eden bilir, blogda uzuuun zamandır siyasete takılmıyorum, dolayısıyla kimseyi üzmemiş, tabusuna ilişmemiş olaraktan, mutlu mesut kendi melankolimden zırvalayıp duruyorum; lakin dün bir seher vakti mutfağa dip bucak girmiş iken (sık yapmam bunu) bulduğum bir "şey" beni bu yazıya itti maalesef, çatlarım yazmazsam.

Broşür gibi birşey, KKK (key key key, eheh) Topçu ve Füze Okulu K.lığı Nisan 2009'da (evet, 21. yy, günümüzden yalnızca 1 sene önce) bastırmış, başlığı "TÜRK DEVRİMİ" ve 6 bölümden oluşuyor.

Bunlar; Türk Devrimi, İstiklal Marşı, Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi, Onuncu Yıl Marşı, Kara Harp Okulu Marşı ve Topçu Marşı.

Benim eve nerden girdi lan bu diye sorgulamayacak ve "Türk Devrimi" başlıklı kısmı sizinle paylaşacağım. (Kalan kısımları ezbere biliyorsunuz zaten.) İçinde 28 Şubat'tan, Başbuğ'umuzun geçen yıl yaptığı TV şovlarındaki söylemlerinden, Kemalist klişelerden ve canımız ciğerimiz militarist vesayetimizin tehdit tanımlarından başka şey bulamayacaksınız. Yalanına gerçeğine bilginiz, görgünüz, vicdanınız karar versin artık, hiçbir şey söylemiyorum.

Söyleyeceğim, zorla silah altına aldığı insanlara yalnızca ülkeyi korumakla görevli olması gereken bir kurumun bu zırvaları dayatmasındaki garabeti de geçtim, bu kitapçığı Kolay Namaz Hocası'ndaki "Sualli Cevablı İman Bilgileri" tadında ve ortaokul ezber bilgisi düzeyinde hazırlamaları bunlara inanan Kamalist ergen / morukların malik oldukları zekaya bile hakaret gibi geliyor bana. Yazık lan, yazıklanıyorum. Dünyaları bundan ibaret. Hal böyleyken, son soru ve ona verilep cevap da "ironinin böylesi" dedirtiyor insana, dikkat kesilelim.

Lafı uzattım, buyurunuz,

1. Türkiye Cumhuriyeti'nin doğuşu ve gelişimi nedir?
- Bir devrimdir. Türk devrimidir.

2. Türk Devrimi nedir?
- Sosyal yapının millet olma bilincine yönelik değişimi ve oluşturulan genel iradenin çağdaşlaşmaya yönelik dönüşümüdür.

3. Değişimin temel ilkesi nedir?
- Milliyetçiliktir.

4. Dönüşümün temel ilkesi nedir?
- Laikliktir.

5. Değişim ve dönüşümde izlenecek en gerçekçi yol nedir?
- Küresel düşünmek, ancak ulusal hareket etmektir.

6. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, ebedi önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK'ün gerçekleştirdiği devrimin ana hedefi nedir?
- Bir ulus devletin, Türk Ulusunun yaratılmasıdır.

7. Atatürk devrimi nedir?
- Ümmet toplumundan laik, ulus devlete dönüşümdür.

8. Ulus; nasıl bir birlikteliktir?
- Dil, kültür ve ülke birliği ortak paydaları ile birbirine bağlı vatandaşların oluşturduğu siyasal, kurumsal ve sosyal bir birlikteliktir.

9. Ulus devlet kavramı neyi ifade eder?
- Kurulan bir devletin yaratılan bir ulusa dayandırıldığını ifade eder.

10. Ulus devletin en önemli özelliği nedir?
- Egemenliğin devlet ve ulusa ait olması ve egemenliğin paylaşılmamasıdır.

11. Ulus devletin diğer özelliği nedir?
- Güçlü devlet kurumu ve kuruluşlarına sahip olmasıdır.

12. Atatürk'ün ulus devlet anlayışı neye önem verir?
- Egemenlik haklarının ve demokrasinin korunmasına.

13. Ulus devletin vazgeçilmez niteliği nedir?
- Laiklik.

14. Türk ulusunun gelişimi ne ile gerçekleşmiştir?
- Cumhuriyetin ilanı ile.

15. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesi neyi hedeflemiştir?
- Türkiye devletinin, ülkesi ve milleti (ulusuyla) ile bölünmez bütünlüğünün korunmasını.

16. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesinin temel unsurları nelerdir?
a. Ulus devlet
b. Üniter devlet
c. Laik devlet

17. Ulus devlet yapısında ana düşünceyi ne oluşturur?
- Atatürk Milliyetçiliği.

18. Atatürk Milliyetçiliği nedir?
- Ulus devleti kurmaya ve onu geliştirmeye yönelik bir milliyetçiliktir.

19. Atatürk'ün milliyetçilik anlayışını ifade eden söz nedir?
- Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına, Türk milleti denir.

20. Bu söylemde Türkiye Cumhuriyeti'ni ilelebet yaşatmak neyi temsil eder?
- Ülkü birliğini.

21. Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran kimdir?
- Türkiye halkıdır.

22. Cumhuriyetin ve devrimlerin korunmasının tek yolu nedir?
- ATATÜRKÇÜ Düşünce Sistemidir.

23. Atatürkçü düşünce sistemi nasıl tanımlanabilir?
- Çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkılmasını temel hedef alan, bu hedefe ulaşmak için akıl ve ilmin yol göstericiliğini kabul eden dinamik dünya görüşüdür.

24. Cumhuriyetin temel nitelikleri nelerdir?
- Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olmasıdır.

25. Bugün Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı başlıca tehditler nedir?
- Laik düzene karşı hareketler ile bölücü terör / ayrılıkçı hareketlerdir.

26. Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı başlıca tehditlerin ortak hedefi nedir?
- Türkiye Cumhuriyetinin ulus devlet ve üniter devlet yapısının ortadan kaldırılmasıdır. Öncelik ulus devlettedir.

27. Bölücü terörün öncelikli hedefi nedir?
- Ulus devlet yapısını ve onu oluşturan dil birliği, ülkü birliği ve kültür birliğini yıkmaktır.

28. Bölücü terörün ulus devleti yıktıktan sonraki hedefi nedir?
- Üniter devlet yapısını yıkmaktır.

29. Üniter devlet nedir?
- Ülke, ulus ve egemenlik unsurları ve yasama, yürütme ve yargı organları bakımından teklik özelliği gösteren devlettir.

30. Ulu Önder Atatürk'e göre "Türk dili" nedir?
- Türk ulusunun kalbidir, zihnidir.

31. Laiklik karşıtı hareketlerin hedefi nedir?
- Ulus devlet yapısını ve onu oluşturan temel unsurlardan kültür birliğini yıkmaktır.

32. Atatürk'ün Onuncu Yıl Nutku'nda ulusal kültüre ilişkin verdiği hedef nedir?
- Ulusal kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmaktır.

33. Atatürk ulusal kültürü nasıl tanımlamaktadır?
- Türkiye Cumhuriyeti'nin damarlarında dolaşan kan olarak tanımlamaktadır.

34. Ulusal kültürü çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarmak ne demektir?
- Türkiye Cumhuriyeti halkının bütün anlayış ve görüşleriyle medeni bir toplum haline dönüştürülmesi demektir.

35. Ulu Önder Atatürk'ün büyük davası nedir?
- En uygar ve en refaha kavuşmuş ülke olarak varlığımızı yükseltmektir.

36. Bu dava Türk milletinin nesidir?
- Bu dava, yalnız kurumlarında değil, düşüncelerinde de köklü bir inkılap yapmış olan Türk milletinin dinamik idealidir.

37. Modernite ne demektir?
- Akıl ve bilimi kabul eden, toplumsal kurallara, düzenlemelere ve kurumlara öncelik veren bir dünya görüşüdür.

38. Modernite neye saygılıdır ve neye karşı mesafelidir?
- İnsan haklarına ve uygarlıklara saygılıdır. Ancak sonsuz özgürlük fikrine karşı mesafelidir.

39. Ulu Önder Atatürk için "okumak" ne demektir?
- Sorgulamak.

***

Evet, buraya kadardı. Tek kelime etmiyorum agalar. Oturdum buraya yazdım bunları, kıymet bilin. Biat edin.

...
Bonus Okuma: Rolüme Fakir Doğarak Hazırlandım

Perşembe, Ocak 21

Oh, yeaaah!...


...

Buyrun, okuyun.

Kafes'i, layiha'sı, şahikası yetmediyse burdan yakın.

Yada siktiredin canım.

Ne de olsa bizler şanlı ordumuzu yıpratmaya çalışan kökü dışarıda sorospu çocuklarıyız, bizim dediğimize bakılmaz, delili de kanıtı da olsa, mutlaka bir bokluk vardır.

Bizler şu sömürü ve beyin yıkama üzerine kurulu sistemin "kutsalları" ardında güç ve iktidarlarını korumak için herşeyi yapabilecek -en yumuşak ifadeyle- kötü insanların karşısında, halkın, yani kendimizin, geleceğimizin derdine düşmüş sıradan insanlar değiliz.

Olsa olsa onlar vatanperver ve de görevlerini yapan insanlar, ibne olan biziz, iğrenç gerçekleri görebildiğimiz için.

Zaten herşey şu kıçıkırık AKePe'nin başının altından çıkıyor. (Ne partiymiş arkadaş!)

Neden? Çünkü, öyle. Siktiredin.

Türgiye, laiglir, laig kalacak! Neden? Çünkü laiglig adam olmakdır.
...

Pazartesi, Ocak 18

Mimlendim

...

Enternasyonal'i keyifle okurken bir de ne göreyim? Sağolsun beni de mimlemiş, şimdi sorulara meşrebimce cevap vermem lazım.

(Onu da Zihni bey mimlemiş.)

Olay şu imiş ki,

* Mimi gönderen bloga link veriyorsunuz.
* Üç kişiyi mimliyorsunuz ve mimlediğiniz kişinin bloguna not bırakıyorsunuz. ('Ortaya bıraktım, isteyen alsın.' demiyorsunuz.) Ayrıca olabildiğince bu konuda mimlenmemiş blogları seçmek için özen gösteriyoruz.
* Mimlediğiniz blogların da linkini veriyorsunuz.

Sorular,

1) Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?
2)Seçim barajı kaldırılsın mı? Neden?
3)Adayların belirlenmesinde nasıl bir yöntem uygulansın?
4)Yargı bağımsızlığı sizin için ne anlam taşıyor?
5) (Beşinci soruyu siz belirlemek durumunda olsaydınız neyi öğrenmek isterdiniz?)


El-cevab'ül Shere Khan,

1. Ya kaldırılsın tabi hacı. Türkiye'de de bağımsız, adam gibi yargı var ya hani. Hiç ideolojik kararlar alınır mı canım Türkiye'de? "Ankara'da hakimler var," biliyorsunuz. Düzenin, rejimin, sistemin felan değil, halkımın hakimleri, milletimin savcıları. Kaldırılsın ki şu Arab-Kürd partisi daha fazla haram yiyemesin. Halkımızın en bir demograsi, en bir guguk devleti savunucusu partisi JeHePe'den (namı diğer Turkische National Sozialiste Bürokratenpartei) ve onun ordusundan-devletinden-bürokrasisinden bağımsız ultra-hiper-süper yargımız AKePe'yi kapatsın, dış mihrakların uzaydan iktidara getirdiği bu naaalet parti kapatılsın ki demukraaasi yaşasın. Zaten demukraaasiyi de askerler kurdu bu ülkede. Bacagaramızın namusunu onlara, onları da Göktengri'ye borçluyuz. Seçilmişe dokunulsun ama onlara zinhar dokunulmasın. (bkz. YOK YEAAA)

2. Seçim barajı neye hizmet ediyor? Hangi olay ertesinde, ne amaçla kuruldu? Bugünlere gelinen süreçte siyaseti hangi çıkmazlara soktu? Kaldırılsın kardeşim. (Ciddi cevap.)

3. Laiklik adam olmaktır, bir büyüğümüzün dediği gibi. Öncelikle "laik" olmalı bir aday, zira bir insandan değil, sistemden bahsediyoruz. Burası Türkiye. Sonra, çok hızlı esas duruşa geçebilmeli, çakı gibi selam durabilmeli. Eyyamcı ve yalaka olmalı. Çıkar gözetmeli, arka kollamalı, adam kayırmalı. Her işi kalıbına uydurmayı bilmeli. Hitabet, döneklik, şark kurnazlığı gibi özellikler de varısa dadından yinmez. İşte layık olduğumuz "sayın milletvekili" adayı.

4. Şimdi genel tepkimi yansıtan "devlet mümkünse bi siktirsin gitsin" şeklinde özetlenebilecek şanlı ideolojimden bağımsız, kötünün iyisi şeklinde cevap vereyim bu suale. Hocam yargı bağımsızlığı, insanın kendine yakışanı giymesidir. Siyaset denen şey, askere, yargıca, cami hocasına, öğretim üyesine yakışmaz, yakışmıyor. Resmi ideoloji kollamacılığı, devletçilik, faşistlik, geri kafalılık, eyyamcılık, postal yalayıcılığı, çıkar ve ayrıcalık bekçiliği vs. hiç yakışmıyor. Evrensel hukuk normları, hakkaniyet, vicdan, insan hakları ve adalet temelinde (hepimiz insanız lan!) ve tamamıyla siyasetten arındırılmış ve (veya değil) tamamıyla bağımsız bir yargı -bu arada çift başlı yargıdan da tiksiniyorum- olmalı. Ki bu da tüm kurumlarıyla demokratik hukuk devletine inkılab ile olur. Öncelikle bu adına "devlet" dediğimiz ucube çeteleşmeye, dolayısıyla yüz yıllık askeri vesayete bir son verilmelidir. Çıkarı olan çok vardır ya, medyasından, bürokratından, devlet destekli burjuvasına, o halde sesimizi kesip oturalım, hayal kurmayalım. Yargı bağımsız olsun, hökümet müdahale edemesin, o siyasete müdahale etsin ama, resmi ideolojinin kalesi olarak, bizzat şahsen kendisi. O siyaset saylanmaz çünkü. Kutsal bir görevdir o, emanettir. Zümre ayrıcalığının, efendilerimizin çıkarlarının bir sembolü olarak, tapınmalıyız o ideolojiye.

Enternasyonal'in şu cümlesini de alıntılamak lazım : "Siyaset çıkar/sınıf çatışmasıdır ve yoksulların/emekçilerin işçi sınıfının kendi çıkarlarını dayatabilmesi için örgütlenmesi gerekmektedir."

5. Benim sorum, yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan, olacak. Zira Zihni bey'in sorusuyla büyük benzerlik taşıyor. Parametreler yeterli mi sizce bu soruda, bir kere insandan bahsediyoruz. Zengin, fakir diye nereye kadar genelleyebiliriz ki? İnsan bu, adadaki herkes birbirini öldürebilir. Beraber bir medeniyet de kurabilirler.

(Zihni bey'in sorusu:
Günümüzde en zengin olanların en akıllılarıyla, en yoksulların en akıllılarından beşer kişiyi bir adaya bıraksalar, herkese eşit koşullarda araç gereç sağlasalar. 10 yılda hangi gurubun gelir durumu daha yüksek olurdu? (akıl yürütmek) )

Ve Zihni bey'in ek sorusu:
Bir toplum kapitalist sınıfsız mı asla yaşayamazdı,
Emekçi sınıfsız mı asla yaşayamazdı..?


El-cevap:
Bu soru yanlış, çünkü imtiyazsız sınıfsız, kaynaşmış bir kitleyiz!

***

Eveeet, öncelikle Enternasyonal'e çok teşekkür ederim.

Sıra geldi mimlemeye:

Suat abi
Taylan
Hasan Rua

Hadi bakalım :)

...

Pazar, Ocak 17

Öğretmenler! Yeni Embesil Sizlerin Eseri Olacaktır.


Yok yea, öyle yazı felan döktürmeyeceğim. Uzun uzadıya yazacak bişey yok.

Neresi doğru ki zaten şurada geçirtilen çocukluğumuzun, cumhuriyet tarihimizin, nesini yazacağım eğitimin de, haksızlığından geleceğimizin çalındığından başlatacaksınız, kızıp sövmeye gerek yok.

Bir şekilde yol bulunur, dünya/hayat bu, her fırsatta devlete/millete/kendine söv, nereye kadar. Nereye kadar militarizminin de, emperyalizminin de, bürokratizminin de, kapitalizminin de amına koyacağız.

Banane anasını satayım. Mühendis de oluvermeyeyim. Birşeyler yaratmanın, keşfetmenin, tasarlamanın tadını unutayım. "Para"ma bakayım, alırım satarım, vur mala oğlum Serkan, mal iyi mal, mal bizim.

Boşa giden çıldırtıcı ölçekte beyin enerjisinin, potansiyelin de gelmişine geçmişine sokayım. Bireysel yada kümülatif.

Çok daha boktan ülkelerden birinde yaşamadığıma, bir şekilde kendimi kurtardığıma / kurtaracağıma, yabancı dil bildiğime vs. şükredeyim.

Eğitimden iş hayatına, şu ülkenin en yerebatmışlığını, gençlerin 4te 3ünün umudunu KPSS denen rezilliğe bağlamasında, yatış vede garantili iş/gelecek aranmasında ve kahredici, lanet edici, diz çökertici işsizlikte bulayım, buldurayım.

Ki o gençler iş dünyasında biraraya geldiklerinde de kurumsallığı, sonuç odaklılığı, takım çalışmasını, adaleti, verimliliği itin götüne sokabiliyorlar, eski kuşak ağabeylerden örnek alaraktan; hani sokmazlarsa kendileri oluyor sokulan, o bakımdan.

Siktiredin canım, gittiğiniz yerde düzen neyse, siz ayrık otu olmayıverin.

Ben hep göze battım ama bakın "CV"im delik deşik, 3,5 senedir çalışıyorum ve önümüzdeki ay DÖRDÜNCÜ işime geçiyorum. İnşallah şu Alaman şirketinden emekli olmak istiyorum ben de artık.

Eğitim meğitim diyorduk de mi, hani şu memur zihniyetli "hocalar"ın örgetmenlik yapıp mesai doldurduğu, dayağın, otoritenin, yetersizliğin, yutkunmaların, siyasetin, eyyamın, ezberin, ideolojinin, militarizmin, tekdüzeliğin hüküm sürdüğü "milli eğitim."

Bi de şu birkaç taşaklı okuldan biri olan Sabancı Üniversitesi'nde başarılı öğrencilerle bir sohbetinde "Derdiniz ne oğlum hep yabancı şirketler/ülkeler için çılgın atıyorsunuz, Türkiye'de kalın!" diyen Halil Berktay'ın "İnsan gibi kıymet görmek ve kendimizi geliştirmek istiyoruz," cevabını alması var misal, bi dakka lan, Sabancı Üniversitesi şer yatağı, Halil Berktay da vatan haini değil miydi?

Oeehh.

...
Başlığa vede resme bakınca tikilerlen taşşak geçeceğimi sandıydınız he mi? Yok be yaa, onlarla ilgili birkaç saniye mesai harcatsam abaküse bir cümlelik şu sonuç çıkardı herhal. Ötesi yok.

BİTİRMEDEN, eh, hazır eğitim geyiğine sarmışken şu şarkıyı da bi anmış olalım, sevabı vardır.

Cuma, Ocak 15

Heyula


Nedir dedim, ihtiyacın olan bir boku aldığında, sana %18'ini, %8'ini, %bilmemkaçını haraç kesebilen;

Nedir dedim alnının teriyle kazandığının 3'te birinden, uğruna feragat ettiğin.

Hayatının altı ayını, bir yılını veya, yahut on beş ayını okuyamamışsan, emir altında, silah (!) altında sana geçirten.

Kimdir gencecik çocukları gencecik çocuklara vurdurtan, sen O'na can güvenliğini emanet etmişken.

Kimdir götüren zilyon dolarları?

Kimdir dedim, haksızlıkların babası kim...

Daha çok konuşurdum, kendi gemisini vuran uçağından, kendi toprağını bombalayarak dünyanın ilk kadın savaş pilotu olan ulusal kahramanına, kendi tatbikatında yahut kendi iç savaşında vuran kendi askerini, yaftalayıp dini bir kavram maskesi altında kullanırken vatandaşın dinini, aşağılarken bir yandan, dışlarken; ne giyeceğini belirleyip aklınca, yahut ne düşüneceğini, kim olduğunu ezberletirken boktan okullarda, ve sırtından eksik etmezken eskiden jandarma dipçiğini, şimdi modern polis copunu; kim kendini memleketin ve insanların sahibi sanan, kim eyyamcı gençlerin kapak atmaya çırpındığı, kim bu yozlaşmış, yozlaştıran çete, kim, aynı silahla bir genci diğerine vurdurtan, ve olgunlaştıran şartları, yabancı ajanları karşılayıp en vatansever gururla The Marmara'da ağırlayan, işçileri vursunlar diye, kim, kim hepimizi bu düzenin maymunu yapan, en milliyetçi, en mukaddes, en bir kutsal duygularla paranın ve gücün kölesi, kim alayımızı bencil yapan, ve vurdumduymaz, kim... (bkz. daha gider bu)

Bunların hiçbirini ona söylemedim, en iyi okullarda okumuş parlağın parlağı bir çocuktu, bir amarigan şirketinin zirveleri, yıllar sonrasını onun için hazırlıyor, boşaltıyor olmalıydı.

Sadece, "bak gene başladı anarşistliğe, nedir bu anarşizm abi, komünizm gibi bişey mi?" diye sordu, "yok," dedim, "bu biraz farklı, anarşizm demek, devletin anasını avradını sikeyim demek," dedim.

E o zaman herkes anarşist abi, dedi, yok dedim, bu biraz farklı.

...

Perşembe, Aralık 31

Bu Dutluk



Dörtnala gelip Uzak Asya'dan, Evropa'ya bir at ziki gibi uzanan bu dutluk ve üzerinde kelebek gibi duran bizler.

Dayak yiyerek büyümüş oğlanlardan, kukusundan utanan kızlardan oluşan bir toplum.

Engin Ardıç'ın koca götüne çatı-pencere çizsen daha güzel olacak olan taşra şehirleri.

Bozkırlar, boş topraklar.

Sportif Japon arabaları gibi "kaçan" güzel-adaletli-özgür-müreffeh-mamur-mutlu ve saire bir hayat ütopyaları, yutkunmalar, öykünmeler.

"Onlara" verilen fırsatlar bize verilmedi ki.

Hep başkalarına, sonra kendilerine suç bulmalar.

Suçsuz kavruk yığınlar.

Tek eğlenceleri bir bardak bayat çay eşliğinde iktidar yalanları sıkmak olan -karısını tatminden aciz- zavallı insanlar.

Bir avuç kodaman ve koca bir "devlet" heyulasıyla birlikte.

Türkiye diyorlar, bu dutluk bizim.

...

Cumartesi, Aralık 19

Kimin Parası


Bordrolusu bulunduğum iri distribütörün hem ortağı hemi de vays prezidıntı olan şahsın; "buranın ağası benim, hepiniz taşşağımı yalayın" egosuyla dolaşan satış direktörüne kurduğu -onun da bölge müdürüne ağır hakaretli ses tonları ekleyerek aktardığı-, tahsilat ve açık hesaplar konusunda piyasadaki vadesi geçmiş alacaklarla ilgili -birazdan dile getireceğim- veciz cümle beni buraya kusmaya iten yegane suçlusudur bugünün.

Cümlede yatan "patron bakışı" düzlüğünü geçelim bir. Altında bulacağınız basit sorgu, bu basit sorunun kendisi, öznesi, sizi içinde bulunduğunuz sisteme dair içinden çıkılmaz sorgulamalara itecek, itmeli.

Siklerinin keyfine çalışmazken bunca adam, işsizlik sopasının, eşlerinin, çocuklarının zoruyla, kusmuklarını, salyalarını, ego tatminlerini efendilerinin temizlerlerken saygıyla; kimisi kariyer yaptığını, kendini geliştirdiğini falan düşünedursun, stresleri, rekabetleri, baskıları hayat enerjilerini sömürürken, emeklerinin amına koyulurken meta-değer-piyasa çukurlarında, paraya itibar - zengine sövme / zengin olma isteği çelişkisi - bencillik vs. "insan faktörü" çıkmazlarında kaçarken ütopik kümülatif mutluluk -anarşizm- fırsatları... ben bir kez daha farkına vardım ki çalışmak zorunda olmayan patronun -orospu- çocuğu daha lüküs arabalara karı atsın, yiyeceği mirasa daha fazla zilyon dolarlar eklensin, köleliğimiz en içinden çıkılmaz çıkmazlarla pekişsin ve ben de bunu iyice içselleştirip normalleştireyim diye çalışmak zorundayım. Çalışayım ki daha düzgün bir KÖLE olayım, esnaftüccarpatron efendilerim daha bir kötü İçAnadolukabası ağızlarıyla sohbet lütuflarında bulunarak kafamı okşasınlar, taşşaklarını öperek havlayayım sadakatimi. Kravatımı daha sıkı bağlamalıyım.

Koçyiğitler üç kuruş maaşa tır kamyon yüklerken, biz satıcı bozuntuları beş kuruş maaş/prim havucuna kendimizi adam sanaduralım, ekmek kavgamız Amarikan şirketinin ürünlerini bölünmezcennetvatanımız'da en bir çok fazla hayvan satmak ve dağıtmak, zerre bi sikim üretmeden Çorum burjuvası patronumuzun kesesini şu sikiküçüncüdünyaülkesi'nin ilk yüz kesesi arasına sokmak olsun. Andlar içelim başarımıza dair. En ufak pürüzde küfrün kallavisini yediğimizde, onlara daha fazla nasıl layık olabilirizin derdine daha fazla yanmamız gerektiğini zinhar aklımızdan çıkarmayalım. Kızalım kendimize. Devletimize ve şirketimize sahip çıkalım.

Fırçamızı yiyip oturalım.

"Ulan siz kimin parasını hangi hakla piyasada bu kadar vadeyle tutuyorsunuz ha?!"

...

Cuma, Aralık 11

Yazıklar Olsun Be, Yazıklar Olsun

Yo yo, öyle yorum-analiz falan yapacak değilim.

Bu ülkede konuşmanın bi sike yaramadığı artık ayan beyan, açık seçik ortada.

Umutlu olmak aptallığımızdı zaten belki de.

Devletin verdiği ne siyaseti ulan, dağa çıkın amına koyim, mesajına mı yanarsın, 2010'da parti kapattığımıza, siyaset yasakladığımıza mı, artacak şiddet çıkmazına mı, güç bela lafı edilen demokrasinin, getirilecek özgürlüklerin liderlik fetişizmlerine, provokatif eylemlere ve nihayet devletin "pozisyonu iyi görmesine" takılmasına mı...

Tek bir şey söylüyorum, onu da söyledim, bu nefret-tiksinti-umutsuzluk-hayalkırıklığı-yutkunma yazısının başlığında.

Bu rezilliğe "Oh be!" falan diyenlere ise söyleyecek söz dahi bulamıyorum.

...

Perşembe, Aralık 10

La Cause du peuple


"Kendisini yadsıya yadsıya, kendisine karşı savaşa savaşa, en ufak özsaygıyı reddede reddede, kişi olarak yitip gitmeyi ve tam anlamıyla öteki kişilerin hepsi olmayı başarmıştır. O, ister hayranlık ister kin duyarak olsun, kendisiyle özdeşleştikleri adamdır; çünkü onu kendi içlerinde görüp tanımaktadırlar. (...) Her birimiz onun isteklerini, parıltısını, yadsımalarını, inadını, düşsel düzeyde de olsa, içimizde görebiliriz. Her birimiz onun belirsizliklerini ve güçsüzlüğünü, hayırları perdeleyen evetlerini, nevrozları saklayan kanılarını, inanışlara ve şiddete dönüşen kararsızlıklarını bulabiliriz. Sartre yaşamın karmaşık devinimini yansıtır."

Bertholet

...

Cumartesi, Kasım 28

Medya Distopyası

...

O bir milyon insan, Kızılay'a yürüyerek tarihe geçtiler, bu yüzyıllık dutluğun Güneş Ülkesi'ne inkılabının kıvılcımı oldular.

Lakin bir tarih işçisi olarak gelecekten o günlere bakarken, utanç dolu sayfaları atlamamak mecburiyetindeyim.

Hürriyet ve fotokopileri, görmezden gelmeye, sulandırmaya çalışarak tükürdüler önce, sonra "topyekün savaş"a girişmeyi denemeler filan; kararlılığı görünce, Aydın Doğan'ın da soluğu Berlin'de almasıyla demokrasi havarisi kesilivererek "yılana bel kırdıracak" bir örnek daha sergilediler, yaladılar hastalıklı tükürüklerini.

Artık pijamayla karşılayabilecekleri, ana avrat küfredip enseye tokat göte parmak iş görecekleri, siklerinin keyfine göre indirip kaldırabilecekleri hükümetlerle oynadıkları iğrenç bir çıkar oyunu olmayacaktı bu ülkenin siyaseti.

Kalan 'merkez medya', birkaç ayrıkotu hariç, çoluk çocuğun hezeyanı diye baktılar sürece.

Solcu geçinen hastalar, Denizlerin "Ordu-Millet El Ele!" diye yürüdüklerini hatırlatarak, iğrenç bir militarizmle akılları sıra yurtseverlik kaşıyarak, dayanışmayı manipüle etmeye çalıştılar.

Dindar görünümlü eyyamcı iri basın, devlete isyanın zinhar günah ve kıyamet alameti olduğunu yazarak, ne olduğunu bilmeden ortaya çıkan "anarşizme" çattı. Dindarları itidale çağırdı.

Birlik ve beraberliğe, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne yine her zamankinden çok ihtiyacımız vardı.

Her türden Kamalist, sürece dış mihrakların ve içerdeki hainlerin, kısaca ezeli ve ebedi düşmanlarımızın planı gözüyle baktılar, işte Sevr tıkır tıkır işliyordu.

Cumhuriyet, Sözcü vs. gibilerine göre ortada bin türlü komplo vardı.

Oysa orada toplananlar, artık bunları yemeyecek kadar doluydular. İşsizdiler. Kardeşleri ölmüştü. Oğullarının eline bomba verilmişti. Gelecekleri çalınmıştı "irtica"dan. Amcaları gözaltında kaybedilmişti. Dayıları fail-i meçhule kurban verilmişti. Babaları işkence görmüştü. Kendileri cop yemiş, hakarete uğramış; küçümsenmişlerdi. Yıllardır ayan beyan meydana gelen olaylar, zekalarına, haklarına, özgürlüklerine küfür gibiydi.

Orada toplananlar arasında eşcinsellerin hakları için düzenledikleri eyleme katılan türbanlılar vardı. Dersim'i unutturmamak için eylem yapanlara destek olan Türkler vardı. "Artık çocuklar ölmesin!" diye PKK'lı çocuğu ölmüş annelerle buluşmaya giden şehit anneleri vardı. Güzelliği sokakta arayan anarşistler vardı.

Satışları iyice azalan gazetelere göre hepsi haindi.

Onlara tümden destek olan yegane gazetenin başlık rengi de, anlamlı bir şekilde "yeşil"di. Dolar yeşili veya Fettoş yeşili, ne fark eder?

...

"Mavi Ütopya"da umuda mavi dedim, burada cesaret ve aykırılığa yeşil. Gitgide "kırmızı"dan uzaklaşıyorum farkındaysanız. Hainleşiyorum muntazaman.

Mavi Ütopya


...

Dindarı, liberali, anarşisti, alevisi, solcusu, Kürd'ü ... tam 1 milyon demokrat, Kızılay'a yürüyünce, birkaç yıldır iki ileri bir geri illallah ettiren süreç şaşırtıcı biçimde zaferle noktalandı.

Ezilenler, birbirlerini suçlamayı, birbirini ortak tecavüzcülerinin önüne atmayı bırakıp omuz omuza verince, yılların propagandasından, yılların darbelerinden feleği şaşmış şaşkın ve yorgun kitleler, işçiler, köylüler, öğrenciler... tabularından soyunup, vicdanlarını önyargılarının üzerine koyup biraraya geldiler ve "bu ülkeden bi bok olmaz" ümitsizliğindekiler kocaman bir gülümsemeyle haksız çıktılar.

Herşey düşünüldüğünden çok daha kolay oldu. İnsanların, sivillerin, halkın el ele vermesi yetti. Cesaretin ödülü, zafer oldu. Kan emicilerin kanlı komploları, son çırpınışları olarak tarihin çöplüğünde yerini aldı.

Kaybeden medya patronları, cuntacılar, bürokratlar ve kalantorları şimdi kimse hatırlamıyor bile. Yunan meslektaşları gibi birer birer hapiste ölecekler.

Şimdi bu ülkenin insanları geleceğe bakıyor.

Kırmızı vahşetin yerini, umudun mavi rengi alıyor.

...

Cuma, Kasım 27

Eleştirel Günlük'ün Çığlığı

...

Günlerdir kendimi tutuyorum.

Şemdinli'de düştüğüm umutsuzluk, Dağlıca ve Aktütün'deki bulantı, Ergenekon İddianamesi'ndeki tiksinti, Darbe Günlükleri'ndeki kızgınlık, Lahika'daki nefret, Onur Öymen'in Dersim'indeki öfke... birleşerek Kafes'le beraber tarif edilmez yoğunluktaki sağlıksız bir ruh haletine, Taylan'ın da dediği gibi "bu ülke mutsuzluk cenneti" üzüntüsüne dönüştü.

Ensemizdeki yumruk katmerli.

Kulağıma eğilip "katsayı" deyin, Danıştay'ından nefretle girip, Kanadoğlu'ndan kusma isteğiyle çıkıyorum.

Günlerdir kendimi küfretmekten alıkoymaya çalışıyorum.

Merkez medya denen fosseptiğin piyonlarını okumamaya gayret ediyorum. Bulaşmak istemiyorum.

Buraya direkt küfür yazmak istemiyorum.

İzmir'deki tikilerin daş yok mu daş olayından feysbuk deliganlılarının kan-nefret hezeyanlarına, ayan beyan zekamıza küfreden siyaset-medya-bürokrasi erbaplarına, nefes alınan her yeri saran faşizme... o kadar çok şey var ki.

Ben öyle susuyorum.

Aydın Doğan'dan tiksiniyorum. Militaristlerden tiksiniyorum. O teğmene 9 yıl verenlerden tiksiniyorum. Yargıdan tiksiniyorum.

Bunun gideceği hiçbir yer yok, o yüzden susuyorum.

Eleştirel Günlük'ün çığlığını
paylaşıyor ve konuşmadan dinlemeye, yazmadan okumaya devam ediyorum.

...

Salı, Kasım 17

Mağlup


...

Oturdu ve önce bir anda gelen dinlenmişlik - rahatlık hissine sonra da sanki dinlendikçe artan yorgunluğuna kızarak önce rahatladı, sonra kaşlarını çattı.

Verdiği kararın arkasındaydı, eve kapandığı, küstüğü, o berbat birkaç ayı düşündü; yüzü yandı, uzattığı sakalları kesmek zorunda hissettiği için kendine bir kez daha kızdı.

"Haklıyım," dedi, "Lanet olsun!", "Allah kahretsin!" ...

Sonra, o yazar vurulduğunda, o gazete kapandığında basın özgürlüğü havarilerinin nasıl selam durduklarını hatırladı.

Sonra, televizyonların, gazetelerin nasıl görüntülü megafonlara, bildiri ve propaganda kağıtlarına dönüşüverdiğini hatırladı.

Sonra, demokrasi piyadesi siyasilerin, nasıl hizaya geldiklerini, en acısı, horlanan, hakarete uğrayan, onuru çiğnenen halkın nasıl kandığını, inandığını / oynadığını, döndüğünü hatırladı.

Kimse şerefine sahip çıkmamış, herkes gelene ağam gidene paşam itaat etmiş, yine aynı şey olmuş, kimse sokaklara çıkmamıştı.

Kolay zamanda çok çıkan sesler sus pus olmuştu.

Ülkeyi tanıyanlar, son yüz yılın tarihini bilenler için yabancı birşey yoktu.

Camdan dışarı baktı, otobüs hareket etmeye başlamıştı.

Ankara'ya son kez bakmak istedi, AŞTİ'den sorumlu tabura bağlı askerlerden birinin bıkkın bakışlarla şu son birkaç ayda sanki hiçbir şey olmamış gibi, puslu ve yağmurlu intihar havasına inat, arkadaşlarıyla şakalaştığını gördü.

Bir şekilde almayı başardığı izne baktı, bir şekilde "eski vilayet" Yunanistan'a kaçacaktı, bir şekilde Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı yazılı kağıdı ağzına götürdü, kusmak üzere olduğunu anladı.

...

Perşembe, Kasım 12

Gençlik Andı



Ulu Önder'im, Lider'im, Başbuğ'um, Führer'im!
.
Türg gençliği olarak, muhteşem cümlelerinizi dinledik ve ağlamaklı olduk, hatta ağladık.
.
Türg'ün demir kartalları sapasağlam durur iken, O'nun nasıl bir yol izlediği ap açık iken, şanlı yakın tarihimizi görmezden geliyor, bugün mal gibi, sanki böyle birşey varmış gibi, sözde kürd sorunu denen şeyi konuşuyoruz.
.
Kürd sorunu yoktur! Deli misiniz, esas kürd yoktur!
.
Bizler idiyot değiliz! Beyinsiz hiç değiliz! Sik kafalı, sümme haşa değiliz!!!
.
Emanet aldığımız bu vatanı, yeri gelir kırmızıya boyar, olay neyse çözer, sorun nedir bilmeyiz!
.
Güç mü lazım, kanımızda mevcut! Yıldırım mı lazım, yaratırız ulan!
.
Ne mozayiği ulan!!!
.
Bugün iktidara yuesey denen gevur emperyalist köpekler tarafından yerleştirilen Arab Kürd Partisi, şanlı vatanı bölmek için gece gündüz çalışıyor.
.
Karşılarında biz sokakta, kentte, dağda, kırda, bayırda her zaman varız.
.
Meclis'te de sizi "Dersim'de yapılan bellidir. Yol bellidir." mealli konuşurken gördük, duygulandık.
.
Börklü ellerinizden öperiz.
.
Analar elbette ağlayacaktır. Ve şüphesiz, Antalya dünyanın en güzel yeridir. Türg faşisti, en asil duygunun insanıdır.
.
Titreyerek bu andı içiyoruz, "TÜRG OLMAYAN HERKESİN TALUKATINI S.KERİZ!!!"
.
Saygılarımızla,
..
Gönençli ve Tapgan Türg Gençliği
...
...
Not: Eminimsi'ye saygı ve selamlar.

Mesir Macunu

...

Şşt, lan boş kafa. Senin ben a... k...

Kaç slogan ezberledin?

Hala dahi anlamındaki de'yi birleşik mi yazıyorsun?

Ve hala boş beleş faşist gruplara mı yazılıyorsun?

Olmak istediğin dolar işareti, olduğunu sandığın altı ok, olduğun gamalı haç.

Üçünün de a... k...

Küfürbaz oldum lan sizin yüzünüzden.

Kiminiz pleb faşisti, kiminiz orduda yerleşik, çoğunuz boş zihinlerde...

Alayınız bu ülkeden gitmek isteme sebebi.

Alayınız bu sistemin sırtımızdan asla inmeyecek olmasına götürüyor hepimizi.

Düşüncelerinizin terkibi fosfat ve sülfürken, sözlerinizin nefret ve küfürden ibaret olması normal.

Bir Yunanistan, bir İtalya, bir İspanya olamayıp halkça sırtımızdaki kambura tapmamız da.

Sizi seviyorum ama bugün formdayım.

Kendime bile koyuyorum, işime bakmayı beceremediğim, mutsuzluğun kitabını yazdığım için.

Kitabın adını Kavgam mı koyayım, Nutuk mu; hangisi daha çok satar?

...

Salı, Kasım 10

Başlıksız

...

"İnsan gruplarının tek bir temel amacı vardır: Herkesin farklı olma, özel olma, düşünme, hissetme ve kendi seçtiği biçimde yaşama hakkının üzerinde durmak. İnsanlar bu hakkı kazanmak veya savunmak amacıyla bir araya gelirler. Fakat bu noktada korkunç ve kaçınılmaz bir yanlış doğar: bir ırkın, bir Tanrı'nın, bir partinin veya bir devletin ismi altında toplanan bu grupların hayatın tek amacı ve sona ulaşan tek yol olduğu inancı... Hayır! Yaşam mücadelesinin tek gerçek ve kalıcı anlamı bireyin içinde, en mütevazı tuhaflıklarında ve bu tuhaflıkları sürdürme hakkında yatar."

Vasili Grossman, Hayat ve Kader, s.230

...